Ermenistan’ın şimdiki topraklarda devlet oluşu çok yenidir. 14 Mayıs 1805’te Kürekçay antlaşmasıyla Rusya Karabağ’a ve bölgeye Ermenileri yerleştirmeye başlıyor. 1815’teki Viyana Kongresi (Şark Projesi) Rusların sıcak denizlere inme ve diğer devletlerin de şark konusundaki beklentilerine bağlı olarak Ermeni meselesinin başlangıcı kabul edilebilir. Sonrasında 1828’de Rusya ile İran arasındaki Türkmençay antlaşmasının olması ve 1829’da da Osmanlının bu antlaşmayı imzalamasıyla bölgeye Ermeni yerleşimi artıyor. 1825-1830 yılları arasında 40.000 İran’dan ve 80.000’den fazla da Osmanlı İmparatorluğundan Ermeni bölgeye yerleşiyor. Tüm bunlara rağmen, 1830’da yapılan nüfus sayımına göre, Karabağ’ın nüfusunun %90’ı Azerbaycan Türküdür. Bu süreç daha sonra da devam ediyor. 1940-1950 yılları arasında 150.000 Azerbaycan Türkü Rusya tarafından Ermenistan’dan zorla göç ettiriliyor. Bugün bile Ermenistan’ın nüfusunun yaklaşık 2-2,5 milyon olduğu dikkate alınırsa, yüz elli bin rakamının 1940’lı yıllardaki önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Osmanlı Döneminde “Millet-i Sadıka” olarak isimlendirilen Ermeniler, ne yazık ki batıl devletlerin ve Ruslar’ın etkisiyle ihanet etmişler ve İmparatorluğun zor günlerinde bir anlamda arkadan hançerlemişlerdir. Bu durumlar, Türkiye ile Ermenistan arasında eski dünya düzeni denilen 1991 öncesi dönemde herhangi bir sosyo-ekonomik ilişki kurulmasını engellemiştir. Bu durum dünya siyasi ve ekonomik düzenin bir gereğiydi. Ancak 1991 yılında Eski Dünya Düzeni denilen dönemin SSCB’nin dağılmasıyla son bulması üzerine Türkiye ile Ermenistan arasında sosyo-ekonomik ilişkilerin kurulabilirliği ortamı doğmuştur. 1991 sonrası dönemde Türkiye, Ermenistan’la tarihte yaşanan sorunları unuturcasına iyi niyet çerçevesinde davranışlar sergilemiştir. Moskova büyükelçisi Volkan Vural’ın 1991’de Ermenistan bağımsızlığını ilan etmeden önce Erivan’a gönderilmesi Türkiye’nin başlangıçtaki iyi niyetini gösteren önemli davranışlardan birisidir. Ermenistan bağımsızlığını ilan ettikten sonra ise Türkiye’nin hiçbir ön koşul ileri sürmeden Ermenistan’ı tanıyan ilk ülkelerden birisi olması bu iyi niyetin devamı niteliğindedir. Ayrıca Ermenistan’ın Karadeniz’e kıyısı olmamasına rağmen 25 Haziran 1992’de imzalanan Karadeniz İşbirliği Örgütü’ne kurucu üye olarak davet edilmesi de aynı tutumun göstergesi olmuştur.
Türkiye’nin hava koridorunu açık tutması Ermenistan’a insani yardımlarda bulunması ilk bağımsızlık yıllarında devam etmiştir. Ancak Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal etmesi, Şubat 1992’de Hocalı’da giriştiği katliam, Türkiye’yi soykırımla suçlaması ve toprak talebi isteklerinin devam etmesi üzerine Türkiye sınırlarını kapatarak bu ülke ile diplomatik ilişkilerini kesmiştir.
Tarafımızca 2011 yılında yapılan “Türkiye - Ermenistan Sınır Kapıları Sorunsalı –Ekonomik Analiz” adlı çalışma da ve konuyla ilgili yapılan diğer bilimsel çalışmalarda, sınır kapılarının açılması rasyonel görünmemekteydi. Çünkü Ermenistan’ın Karabağ’ı işgal süreci devam ediyordu ve Türkiye ve Azerbaycan’a karşı haksız ve mesnetsiz iddialarıyla dünya kamuoyunu yanıltmaya çalışmaktaydılar. O dönemdeki çalışmalarımızda, Türkiye’nin sınır kapılarını açması durumunda yıllık net kazancının 40-60 milyon dolarlık bir rakama denk düşeceğini belirlemiştik. Türkiye bu kadarlık küçük bir kazanç için kapıları açmış olsaydı, hem Ermenistan’ın kendisine karşı uyguladığı yanlış politikaların uluslararası düzeyde haklıymış gibi görünmesine sebep olabilirdi hem de tüm Türk Dünyası nezdinde karşılığı milyarlarca dolar ile ölçülemeyecek güven ve itibar kaybına sebebiyet verebilirdi. Bu durumun Karabağ Zaferi sonrası Orta Asya Türk Devletlerinde ve Azerbaycan nezdinde ne kadar önemli olduğu ispatlanmış oldu.
Bugün gelinen aşamada ise üstte belirtildiği gibi, Zengezur Koridorunun açılması ve Ermenistan’ın diasporanın da etkisiyle tarihten beri güttüğü yanlış politikalarından vazgeçmesi kaydıyla; Türkiye’nin sınır kapılarını açması uygundur. Sınır kapılarının açılması durumunda, Türkiye bölgenin en güçlü ülkesi olduğu için yaklaşık 2,5 milyonluk Ermenistan pazarına hakim olacaktır. Zengezur Koridoru açılacağı için bölgede “yeni bir çağ” başlayacaktır. Bölgesel barış ve istikrarın uzun dönemli olması sağlanacaktır. Çünkü bilimsel çalışmalar göstermektedir ki, iki ülke arasındaki dış ticaretin iki katına çıkması çatışmaların yüzde 20 oranında azalmasını sağlamaktadır. Ermenistan’ın uluslararası düzeyde Türkiye ve Azerbaycan’a karşı yürüttüğü asılsız propagandalardan ötürü katlanılan zaman ve enerji kaybı da olmayacaktır.
2020 yılındaki 44 Günlük Karabağ Zaferi ile ulaşılan en önemli sonuç, Zengezur Koridorunun açılmasını Ermenistan’ın kabul etmesidir. Bu çerçevede, kapıların açılması kendisi için yaşamsal öneme sahip olan Ermenistan, Türkiye ve Azerbaycan’a karşı son aylarda izlediği politikalara devam ederse, yakın gelecekte Türkiye’nin sınır kapılarını açması mümkün olacaktır. Bu çerçevede, Ermenistan’ın Azerbaycan’dan bir kısım petrol ürünlerine dayalı ticarete başladığı da vurgulanmaktadır.
Uluslararası ilişkilerde “ebedi dostuk ve düşmanlık” olmayacağı bilinmektedir. Türkiye bölgenin en büyük devleti olarak mevcut politikalarını bu anlayışla sürdürmektedir. Ancak, bu olumlu yaklaşımlarına rağmen, Türkiye ve Azerbaycan geleceğe yönelik temkinli uygulamalar da gerçekleştirmelidirler. Bunların en önemlilerinden birisi Hocalı soykırımını unutturmamaktır.
Bilindiği gibi Hocalı soykırımı; 1992 yılının 25 Şubat’ını 26 şubata bağlayan gece Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında tek suçları Türk ve Müslüman olan 106’sı kadın, 83’ü çocuk toplam 613 kişi acımasızca katledilmesini ifade etmektedir. Hocalı soykırımı tarihi bir olay değil, üzerinden sadece 34 yıl geçmiş, günümüzde acısı devam eden bir soykırımdır. Bu vahşette; Azerbaycan Türkleri, Ahıska Türkleri ve orada yaşayan Müslüman Kürtler toplu şekilde katledilmiştir.
Geleceğe hazırlık olarak;
- Hocalı’da şehit edilenlerin ailelerine Ermenistan Devletinin tazminat ödemesi için uluslararası mahkemelere kayıt düşülmelidir.
- Hocalı’ya hiçbir Ermeni ailenin yerleşmesine müsaade edilmemelidir. Çünkü Hocalı bir semboldür artık. Orda Ermeni ailelerin yaşaması her gün o acının hissedilmesi anlamına gelecektir.
- Karabağ Zaferi; Hocalı’daki 613 şehidin kanı, 2020 yılındaki 44 günlük savaşta verilen 2783 şehidin kanı ile birleşerek elde edilen bir sonuçtur. Bu nedenle, Hocalı’da bir müze ile 613 ve 2783 şehidin anılarını yaşatacak çalışma başlatılmalı ve böylece hem gelecek nesiller için hem de dünya için bir hafıza merkezi oluşturulmalıdır.
Bu vesileyle, 26 Şubat 1992 yılındaki Hocalı şehitlerini ve tarihimizdeki tüm şehitlerimizi rahmet ve saygıyla anıyor, “Eğer bir toprak için şehit verilmemişse, o toprağın vatan olarak kalması mümkün değildir” diyorum.
Bundan dolayıdır ki, Anadolu toprakları da Azerbaycan toprakları da şehit kanıyla yoğrulmuş topraklardır. Bu topraklar sonsuza kadar vatan olarak kalacaktır.