Son günlerde özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Ortadoğu’daki en yakın müttefiki İsrail üzerinden yürütülen askeri ve siyasi hamleler, bölgede tansiyonu yeniden yükseltmiş durumda. Bu gelişmeler, birçok çevrede “yeni bir Haçlı Seferi zihniyeti” tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Emperyalist güçlerin Müslüman coğrafyalarına saldırılarını, hiç bir gerekçeyle, mazur görünemez. Sivil halkı hedef alan ya da coğrafyaları istikrarsızlığa sürükleyen saldırılar meşru gösterilemez...
Günümüzde yalnızca kağıt üzerinde olsa da uluslararası hukuk ve insan hakları ilkeleri, güçlünün değil, hakkın üstünlüğünü esas alır.
***
İran’ın geçmişte bölgede yürüttüğü mezhep temelli politikalar, Şii ideolojisini yayma adına farklı ülkelerde desteklediği paramiliter yapılar ve sebep olduğu çatışmalar da ayrı bir eleştiri konusudur.
Ancak, bir haksızlık, başka bir haksızlığı meşru kılmaz. İran’ın geçmişte yaptığı hatalar ve neden olduğu acılar, bugün ona yönelik hukuksuz müdahaleleri hafifletici bir gerekçe olamaz.
Ortadoğu coğrafyası, büyük güçlerin satranç tahtası olmaktan kurtulmadıkça; mezhepçilik, vekâlet savaşları ve dış müdahaleler sona ermedikçe kalıcı bir barışın tesis edilmesi zor görünüyor.
***
En büyük endişe ise İslam ülkelerinin birbirleriyle doğrudan çatışma ihtimalidir.Bölgedeki askeri üsler ve ittifaklar düşünüldüğünde, İran’ın olası bir “meşru müdafaa” hamlesi zincirleme bir karşılık bulabilir.
“Cevap hakkımız saklıdır” açıklamaları diplomatik bir cümle gibi görünse de, yanlış bir hesap ya da kontrolsüz bir adım bölgeyi hızla daha geniş bir çatışmaya sürükleyebilir. Bölge cehenneme dönebilir.
ABD ve İsrail ise bu durumu inanın izlemekle yetinir.
Hemde elinde mısır patlağı ile...