1. Dünya Savaşı'nın yaşandığı dönemde Yozgat mutasarrıf vekili olarak görev yaparken, o dönemde işgalcilerle iş birliği yaparak çetecilik yapan Ermenilerin ülkenin değişik yerlerine gönderilmesi sırasında bürokrat olarak görev almıştır.
Ermenilerin Anadolu'daki faaliyetlerinin artması üzerine Osmanlı Hükümeti Tehcir Kanununu çıkararak casusluk ve vatan hainliği yapan köy ve kasabaları boşaltmış ve diğer yerlere sevk etmiştir. Osmanlı Hükümeti'nin bu kanununu dinlemeyen Ermeniler 2 Eylül 1915'te Yozgat'ın Boğazlıyan ilçesini ateşe vermişler, bölgeye gönderilen jandarmalarla çatışmışlardır. Bu olayların meydana geldiği sırada Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey İçişleri Bakanlığı'ndan gelen telgraf emri ile Ermenilerin 24 saat içerisinde bölgeden çıkarılarak Suriye'ye sevk edilmelerini uygulamak istemiştir.
İstanbul Hükümeti İngilizlerin baskısı ile Boğazlıyan isyanına neden olanların cezalandırılmasını istemiştir. Boğazlıyan kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey Ermeni tehcirinde görevini kötüye kullanarak ölümlere sebep olduğu iddiası ile yargılanmıştır. Kurulan mahkemede Ermeni komiteciler çoğunlukta olduğu gibi İngiliz yüksek komiserliği de birçok yalancı şahit çıkarmıştır.
Mahkeme bu şekilde devam ederken, İngilizler ve Ermeniler Kemal Bey'in asılması için Mahkeme Başkanı Hayret Paşa'ya baskı yaptıklarından, Hayret Paşa istifa etmiş yerine 'Nemrut' lakabıyla anılan Mustafa Paşa getirilmiştir. İstanbul'a getirilen Beyazıt'ta Bekirağa Bölüğü'nde hapsedilen Kemal Bey 8 Nisan 1919'da idama mahkûm olmuş, ancak Padişah Sultan Vahdettin kararı imzalamamışsa da Şeyhülislam'ın fetvası ve İngilizlerin baskısı ile Kemal Bey İstanbul'a getirilerek, Beyazıt Meydanı'nda idam sehpasına çıkarılırken son sözü sorulduğunda; halka dönerek:
İtilaf Devletlerine yaranmak için, İstanbul Hükümetince idama çarptırılan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyin idam edilmeden önceki son sözleri:
“Sevgili vatandaşlarım, Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet' demiştir. Bunun üzerine halk 'Kahrolsun böyle adalet' diye bağırmaya başlamıştır. Kemal Bey sözlerine devamla:
'Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin. Amin. Borcum var, servetim yok üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın Millet...' demiştir.
Kemal Bey'in idamı İngilizlerin hiç beklemediği şekilde büyük tepki ile karşılanmış, Kadıköy'de büyük bir cenaze töreni yapılmıştır.
TBMM 14 Ekim 1922'de çıkardığı özel bir kanunla Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i, 'Milli Şehit' olarak kabul etmiş ve Boğazlıyan'da bir mahalle ile bir okula 'Milli Şehit' adı verilmiştir. Ayrıca her yıl ölüm tarihinde, anıtı dikilen Boğazlıyan'da anma günleri yapılmaktadır.
Yakın tarihimizde ne yazık ki, Mütareke Hükümetleri İngilizlerin baskısıyla vatan evlatlarına çeşitli zulümler yapmıştır.
Türkiye batmaz, batarsa okyanuslar taşar
Türk milleti tarih içerisinde bozgunlar, büyük acılar yaşamış ama her felaketten isimli, isimsiz kahramanların eliyle çıkmasını bilmiştir. Bu durumu rahmetli Alev Alatlı, müthiş ifadeler ile anlatmış.
Rahmetli Alev Alatlı, Ahu Özyurt ile “Şimdi Konuşalım”, 8 Ağustos 2019 tarihli programında şu veciz cümleleri kurmuştu;
“Türkiye batmaz, batarsa okyanuslar taşar. Türkiye batmaz. Çünkü Türkiye’ye dair yorum yapanlar, Türkiye’yi tanımadan yorum yapıyor. Türkiye’nin “Yettiniz artık.” diye ne zaman şahlanacağı belli olmaz. Bunu son senelerde de gördük. Bir kere bundan batmaz Türkiye.”