Erzurum’n Uzundere ilçesine bağlı Dikyar köyü sınırlarında, ilçe merkezine yaklaşık 3 kilometre uzaklıkta bulunan Engüzekkapı Kalesi, yalnızca tarihî kimliğiyle değil, bulunduğu etkileyici coğrafyayla da dikkat çeken yapılardan biri. Tortum Çayı’na paralel uzanan sarp kayalıklar üzerine kurulu kale, Doğu Anadolu’nun sert tabiatı ile tarihin sessiz tanıklığını aynı noktada buluşturuyor. Erzurum-Uzundere kara yolu üzerinde, tarihî İpek Yolu güzergâhına hâkim bir noktada yükselen bu yapı, geçmişte geçiş yollarını denetleyen önemli savunma alanlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Kaleler, tarih boyunca yalnızca savaş için değil; yolları, geçitleri, ticaret hatlarını ve yerleşim alanlarını korumak amacıyla inşa edilmiş tahkimli yapılar olarak öne çıkmıştır. Genellikle yüksek ve ulaşılması zor noktalara kurulan bu yapılar, bulundukları bölgenin güvenlik hafızasını yansıtır. Engüzekkapı Kalesi de bulunduğu sarp konum, çevreye hâkim yapısı ve geçiş güzergâhını kontrol eden noktasıyla aynı zamanda bir gözetleme kalesi niteliği taşımaktadır.

Bugün daha çok Engüzekkapı Kalesi adıyla bilinen yapı, kaynaklarda ve halk arasında Üngüzek Kalesi, Engüzek Kalesi, Dikyar Kalesi, Ağcakale ve Akçakale gibi farklı isimlerle de anılıyor. Kalenin kesin yapım tarihi bilinmese de mimari özellikleri onun Orta Çağ karakteri taşıyan önemli bir savunma yapısı olduğunu gösteriyor. 1031 metre rakımda bulunan kale, Tortum Vadisi’ni ve çevredeki hattı kontrol edebilecek güçlü bir noktada yer alıyor.

Kaleye girişin güneydoğu yönünden sağlandığı, buradan dar bir koridorla avluya geçildiği belirtiliyor. Yapı içerisinde şapel kalıntısı, sarnıç, işlik olabileceği düşünülen bir mekân, gözetleme kulesi ve çeşitli yapı izleri dikkat çekiyor. Batı tarafta bulunan sarnıç ise kalenin yalnızca kısa süreli savunma için değil, daha uzun süreli kullanımı da gözeten bir anlayışla planlandığını düşündürüyor. Dış bölümde yer aldığı ve Tortum Çayı’na kadar uzandığı ifade edilen gizli tünel ise kalenin en dikkat çekici ayrıntılarından biri olarak öne çıkıyor.
Her ne kadar yapı hakkında önemli bilgiler bulunsa da, kalenin tarihî katmanlarını ve kullanım evrelerini tam anlamıyla ortaya koyabilmek için bilimsel kazılara ihtiyaç olduğu açık. Bugün elimizdeki veriler daha çok yüzey gözlemlerine dayanıyor. Bu nedenle Engüzekkapı Kalesi’nin gerçek hikâyesi, hâlâ toprağın ve taşların arasında saklı duruyor.
Son dönemde sosyal medya kullanıcısı Orkun Olgar’ın paylaşımıyla yeniden gündeme gelen kale, aslında Erzurum’un uzun süredir bildiği yerlerden biri. Erzurum Yürüyüş Grubu Lideri Ziya Amir ve ekibi de bu rotayı birçok kez yürüyerek bölgeyi tanımış, tanıtmış ve doğaseverlerle buluşturmuş durumda. Zaten Erzurum Yürüyüş Grubu her pazar düzenli olarak yürüyüş gerçekleştiriyor ve bu yönüyle şehrin doğa ile tarih arasında kurduğu bağı canlı tutuyor.
Bu rotanın ayrı bir güzelliği de yalnızca kale ile sınırlı değil. Engüzekkapı Kalesi’nin karşısında bulunan fırın, yürüyüş grubunun kahvaltı için uğradığı sevilen duraklardan biri. Özellikle sıcak simidi ve ekmeğiyle öne çıkan bu fırın, bölgeye yolu düşenler için küçük ama çok keyifli bir lezzet molası sunuyor. Tarih, doğa ve yerel tat bir araya gelince gezi daha da anlamlı hâle geliyor
.
Bugün kale, tarihî ihtişamının yanında gördüğü tahribatla da dikkat çekiyor. Yoğun bozulmalar ve kaçak kazı izleri taşıdığı ifade edilen yapı, buna rağmen koruma altına alınmış önemli taşınmaz kültür varlıkları arasında yer alıyor. Uzundere’nin sarp kayalıkları arasında sessizce duran Engüzekkapı Kalesi, ziyaretçilerine sadece bir manzara değil; Erzurum’un derin tarihinden süzülen güçlü, gizemli ve etkileyici bir hikâye sunuyor.
Tarihî bilgileriyle katkı sunan Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prof. Dr. Yasin Topaloğlu’na, ayrıca fotoğraf katkıları için teşekkür ediyoruz.
