Hasan Ali Polat’ın aktardığıa göre, “Millî Marş müsabakasına kaç şairin şiiriyle iştirak ettiği kesin olarak bilin(e)mese de Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü Kütüphanesindeki İstiklal Marşı ile ilgili belgelerden elli kadar şiirin müsabakaya sunulduğu görülmektedir. Ancak Maarif Vekâletine sunulan bu şiirler, millî marş olarak kabul edilebilir nitelikte bulunmaz. O yüzdendir ki Âkif’in millete emaneti olan İstiklâl Marşı’nın değiştirilmesi mümkün olmaz.”
“1925 yılındaki millî marş müsabakası başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen 1930’ların sonlarına doğru İstiklâl Marşı’nın değiştirilmesi meselesi yeniden gündeme gelir. Nurullah Ataç [1898-1957] gibi bazı isimler, İstiklâl Marşı’nın “zamanın ruhu” ve milletin “bugünkü ideal”leri ile örtüşmediği iddiasında oldular.
Nihayetinde 11 Ocak 1938’de Ulus gazetesi eliyle Cumhuriyetin 15. Yılı münasebetiyle Marş Müsabakası ilân edilir. Marşın mahiyeti ve gerekçesi hakkında Büyük Doğu’da şöyle denilir:
“O zamanlar (Ulus) gazetesi, Cumhuriyetin 15’inci yıl dönümü için bir marş müsabakası açmıştı. Gaye, bütün memleket şairlerinin de iştiraki beklenen bu müsabakada kazanacak olan eseri, Cumhuriyetin 15’inci yıl marşı olarak değil, İstiklâl veya Türk millî marşı olarak kabul etmekti. Zira Atatürk, Mehmet Akif’in İstiklâl marşını sevmemeğe başlamıştı.” (Kaynak: “Büyük Doğu”, Büyük Doğu, Yıl: I, c. I, 8 İlkteşrin 1943, s. 12).
Netice itibariyle Necip Fazıl, müsabakanın durdurulması şartıyla şiir yazabileceğini belirtir ve nihayetinde “Büyük Doğu” marşını yazar. Necip Fazıl tarafından kaleme alınan ve millî marş olarak sunulduğu iddia edilen “Büyük Doğu Marşı” aşağıdadır:
Büyük Doğu
“Tanrının, alnından öptüğü millet! / Güneşten başını göklere yükselt! / Avlanır, kim sana atarsa kement, / Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebed / Tanrının alnından öptüğü millet! / Güneşten başını göklere yükselt!
Yürü altın nesli, Fatih, Oğuz’un! / Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun. / Nur dolu elinden tut, kılavuzun! / Fethine çık, (doğru), (güzel), (sonsuz)un!
Yürü altın nesli, Fatih, Oğuz’un! / Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun. / Aynası ufkumun, ateşten bayrak! / Babamın külleri, sen, kara toprak! / Şahid ol, ey kılıç, kalem ve orak! / Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak! / Aynası ufkumun, ateşten bayrak! / Babamın külleri, sen, kara toprak!”
Neticede İstiklal Marşı, bir “millî mutabakat metni” olarak yüz yıldır değiştirilemeden ayakta kaldı. Değiştirme çalışmaları, batılı devletlere kültürel yakınlık gibi bir savrulmanın da eseridir. Milletin gönlünde benimsenen şiir, kabul edilmelidir ki, daha üstünü ortaya konamadığı için varlığını sürdürmektedir. Bu aynı zamanda, Akif’in ölüm döşeğinde iken dile getirdiği, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” temennisinin yerini bulduğunun da işareti durumundadır.” (Kaynak: Doç. Dr. Hasan Ali Polat)
Görüldüğü üzere denemelerde bir sonuca ulaşılamaz. Yazılan şiirlerin hiçbirisi milli ruhu saran öze sahip değildir. İstiklal Marşı’nın yazılışının bir sırrı olarak “Mehmed Akif ve İslamcılık: Beka şairinden tehdit şairine” başlıklı makalesinde İsmail Küçükkılınç, Akif’in milletin ıstırabını en iyi hisseden yürek olmasında saklı olduğunun altını çizer.
Talat Paşa gibi Akif’inde Talat, “Tuna’nın kaybının çok ağır bir şey olduğunun elbette farkındaydı ancak onu ölümcül bir sıtmaya duçar eden şey Balkan Harbi hezimeti idi. Artık ne Kırcali ne de Edirne elde kalmıştı. Talat, bir harp mağlubiyetinin sadece toprak kaybıyla neticelenmediğini, o toprakta sivil ve asırlardır meskûn nüfusun da yok edildiğini görmüştü. Ayrıca 93 Harbi ve Balkan Harbi, topraktan ziyade, nüfus kaybedilen iki savaştı. Bu iki harpte Müslüman kadınlara vaki yoğun tecavüzün hakikî sebebi, Müslüman nüfusun kaçmasını hızlandırma düşüncesiydi.”
Mehmet Akif’in mısralarındaki sır bu acılar olsa gerek.