Takvimler, insan aklının, Allah’ın yarattığı zamanı anlamlandırmak, daha düzenli, daha verimli kılmak için ay veya güneş hareketlerini esas alarak icat ettiği ölçüm cetvelleridir.
Takvimlerin Hicri, Miladi, Rumi diye adlandırılarak farklı amaçlarda kullanılması zamanın hakikati değil, insanların ihtiyaçlarına göre belirledikleri teknik tercihlerdir.
Zaman Allah’ın emri ile durmaksızın akar ve hakikatte önemli olan takvim gününün cuma, ayın ramazan, takvimin adının Hicri, Miladi, Rumi olması değil, yaşanan zamanın ahlâk, adalet, sorumluluk, dürüstlük, ihlas ve ibadetle doldurulup, doldurulmadığı zamanın an itibariyle nasıl değerlendirildiği, ne şekilde ve ne uğrunda yaşandığıdır.
Öte yandan günler, aylar kutsal kabul olsa bile insanı kendiliğinden arındırmaz, yüceltmez. Zira zamanı kutsal kılan, takvimler, günler, aylar değil, o vakitte işlenen amellerdir çünkü günler, aylar adlarını takvim alsalar bile, anlamlarını insanların amellerinden ve niyetlerinden alırlar.
Yüce Allah; tarihlere, aylara, günlere değil insanın duruşuna, yaptıklarına, niyetlerine bakar. Aynı gün biri zulmeder, adaletsizlik, haksızlık yapar, yalan söyler, diğeri iyilik yapar, doğruyu söyler, hakkı, haklıyı savunur. Böyle olunca da aynı tarih, birinin kalbinde merhamet, elinde iyilik olurken, bir başkasının kalbinde kine, elinde zulme dönüşür. Bu durumda aynı takvim günü, birine zindan olurken bir başkasına nur olabilir.
Bu yüzden takvimleri insanları bölmek, ötekileştirmek için tartışma konusu yapmak yerine zamanı Allah’ın bahşettiği emanet bilinciyle yaşamak gerekir.
Günler, aylar, yıllar ve bunların adlandırıldığı takvimler inanmaz, inkâr etmez, taraf tutmaz fakat insanların zamanı kullanış biçiminin, yaşadıklarının, yaptıklarının mesuliyeti, karşılığı zamanın içindeki insanların lehine veya aleyhine şahitlik eder.
Tarihimize baktığımızda da Osmanlı Devleti’nin zamanı tek bir kalıba hapsetmediğini, ihtiyaca göre farklı takvimler kullanarak zamanı yönettiğini görürüz.
Osmanlı, pragmatik devlet anlayışının önemli bir göstergesi olarak, devletin hem dünyevî, hem uhrevî sorumluluklarını yerine getirmesi adına takvimi sadece zamanı ölçen bir cetvel olarak değil zamanla insanoğlu arasında kurulan idrakin yansıması olarak görmüş ve bu sebeple tek takvime bağlı kalmamıştır.
Osmanlı; devletin resmi yazışmalarında, bütçe, mali, idari ve dışişlerinde, halktan toplanan vergilerde kayıp olmasın, hazinenin, tarlanın, hasadın ve diğer ülkelerle ilişkilerin düzeni korunsun diye Rumi Takvimi kullanmıştır.
Rumi takvim ile mevsimlerin yerli yerinde kalması, hesap, düzen, mesuliyet, adalet, emanet bilinciyle devletin gelir kaybı önlenmiştir.
Osmanlı; din işlerinde ise, Kur’an ve Hadisler doğrultusunda, Hac, Oruç, Zekât gibi ibadetlerin, bayramların mevsimlere değil kalbe bağlı olduğunu gösteren, her ramazan, her bayram, her Hac mevsiminde insana “zaman ne senin mülkündür, ne de senin elindedir, sen zamanın içinde muktedir olmayan bir yolcusun” diyen, ibadet merkezli Hicrî Takvimi kullanmıştır.
Sonuç olarak; Osmanlı’nın yaptığı gibi aynı amaçla iki takvimin birlikte kullanıldığı ülkemizde takvimler üzerinden yapılan tartışmalar ve ötekileştirme çabası insanı zamanı putlaştırmaya götürebilir ki bu konuda daha dikkatli, daha hassas ve Müslüman’a yakışır şekilde bilinçli ve birleştirici davranmak gerekir.
Takvim deyip geçiyorduk ve hiç bu açıdan bakmamıştım. Teşekkür ediyorum hocam
Rabbim sizlere sağlıklı ve sıhhatli ömürler versin.
İlginç ve aydınlatıcı bir yazı teşekkür ediyorum sevgili Hocam
Berhan Abi Allah senden ve senin gibi insanlara faydalı olabilmek için çabalayan herkesten razı olsun. Yazılarınız çok değerli, gerekli ve faydalı. Olabildiğince herkes ile paylaşıyorum.
Takvimlere bu açıdan bakmayı hiç düşünmemiştim ama şu Hicri, Miladi takvimler konusunda çok aydınlatıcı bilgiler çok yerinde olmuş.
Çok değerli bilgiler, çok değerli uyarılar Allah razı olsun çok teşekkür ediyorum sevgili Hocam
Hocam Allah senden razı olsun iyi ki varsın
Takvime hiç bu açıdan bakmamıştım ve üstelik Hicri, Miladi, Rumi takvimlerin temel dayanaklarını hiç düşünmemiştim. Harika bir anlatım, harika bilgiler teşekkür ediyorum Sayın Yazar
Takvimler için okuduğum en güzel ve en doyurucu yazı.
Aydınlandım en azından takvim konusunda aydınlandım ve insanların yeni yıla girişlerde ne kadar gereksiz tartışmalara girdiğini de iyice öğrenmiş olduk.
Çok verimli, çok güzel ve bir o kadar ilginç bir yazı. Çok teşekkür ediyorum Sayın Hocam.
Aslında hocam herşeyden önemli takvimdir zaman nanaz iş her şeyi takvimle ayarlıyoruz kendimizi, ağzınıza yüreğinize sağlık ellerimizden öperim hocam
Sizin de belirttiğiniz gibi ayı da yaratan Allah, güneşi de. Takvimin de her ikisine göre ayarlamasını da. İnanın okuyunca bu konuda ne kadar cahil olduğumu anladım çok teşekkür ediyorum sevgili Berhan Hocam. Çok güzel, gerekli ve üzerine düşünülmesi gereken bilgiler.
Kalemine yüregine emeğine sağlık değerli kardeşim saygıdeğer hocam Allah senden razı olsun
Hocam ay takvimi ayrı güzel güneş takvimi ayrı güzel böylece her mevsimde ramazan tutabiliyoruz. Her mevsimde kurban kesiyoruz. Birisi ibadet takvimi ahireti temsil ediyor bitişi dünyayı temsil ediyor ve böylece ikisini eşit tutmuş oluyoruz hem dünya hem ahiret için çalışıyoruz böylece bir hadiste anlaşılmış oluyor.
Takvim aslında ne kadar önemli, günlere bakış, yıllara bakış, hayata bakış. Bu yazı inanın yeni ufuklar açtı bende. Biz sadece konuşuyoruz. Çok teşekkür ediyorum hocam
Takvimler zamanı kutsamaz; zamanı anlamlı kılan insanın niyeti ve amelleridir. Aynı gün birine nur, bir başkasına zulüm olabilir. Bu yüzden mesele hangi takvimi kullandığımız değil, bize emanet edilen zamanı ahlâk, adalet ve sorumlulukla nasıl yaşadığımızdır.
Ne kadar ilginç ve ne kadar gerekli bilgiler. Öğrenecek çok şeyimiz var. Sadece konuşuyoruz ama daha takvim nedir farkında değiliz. Bu açıdan hiç bakmamıştım
Hocam Allah razı olsun takvim deyip geçmemeli. Bu kadar mı güzel anlatılır ve insanlar doğru düşünmeye davet edilir