Erzurum’da gençlik, eğitim ve şehirleşme nereye gidiyor?
Toplumlar yalnızca yollarla, binalarla ve projelerle ilerlemez.
Asıl ilerleme, hafızayla olur. Hafıza zayıfladığında şehirler büyür; fakat toplum yerinde sayar. Erzurum bugün tam da bu çelişkinin içindedir.
Bir yanda üniversiteler, yeni yerleşim alanları ve genişleyen mahalleler; diğer yanda yönünü kaybetmiş bir gençlik, kimliğini taşıyamayan bir eğitim anlayışı ve ruhunu yitirmeye başlayan bir şehirleşme… Bu tablo tesadüf değildir. Bu, tarih bilincinin zayıflamasıyla ortaya çıkan yapısal bir sonuçtur.
Erzurum yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda güçlü bir hafıza alanıdır.
Bu coğrafya, yokluk içinde yetişmiş ama sorumluluk duygusu yüksek kuşaklar üretmiştir. Eğitim, yalnızca diploma değil; duruş, ahlâk ve istikamet kazandıran bir süreçti. Gençlik hayata geç atılsa bile ne için yaşadığını bilirdi.
Bugün ise gençlik erken başlıyor ama yönsüz ilerliyor.
Eğitim, gençlere “kim olduklarını” hatırlatmaktan çok, “nasıl tutunabileceklerini” öğretmeye çalışıyor. Şehirleşme ise insanı ve hafızayı merkeze almak yerine, betonu merkeze alıyor. Sonuç olarak okuyan ama bağ kuramayan, mezun olan ama ait hissedemeyen, şehirde yaşayan fakat şehrin parçası olamayan bir gençlik ortaya çıkıyor.
Bu noktada hakkı teslim etmek gerekir. Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin son yıllarda özellikle tarihî mekânların çevresini açmaya yönelik attığı adımlar küçümsenemez. Erzurum Kalesi’nin etrafındaki gecekonduların ve düzensiz yapıların istimlak edilerek temizlenmesi, tarihî siluetin görünür hâle gelmesi şehir adına önemli bir kazanımdır. Taş yeniden nefes almış, tarih ve mekan kendini göstermeye başlamıştır.
Ancak burada durup şu soruyu sormak gerekir:
Tarihi doku açıldı ama hafıza da açıldı mı?
Tarihî yapıları görünür kılmak, ancak onları anlamla buluşturabildiğimiz ölçüde kalıcı bir etki üretir. Aksi hâlde açılan alanlar, kısa süreli bir estetik rahatlamadan öteye geçmez. Bugün gençler kalenin önünden geçerken yalnızca bir “manzara” mı görmektedir, yoksa o taşların taşıdığı hikâyeyle temas edebilmekte midir?
Sorun tam da burada başlıyor. Fiziksel şehirleşme adımları atılırken, aynı hızda bir tarih bilinci, şehir kültürü ve gençlik hafızası inşa edilemiyorsa, yapılan işler eksiktir. Taşı ortaya çıkarmak yetmez; anlamı da görünür kılmak gerekir.
Unutulan yalnızca tarih değildir.
Unutulan şehir ahlâkı, eğitim sorumluluğu ve gençliğe duyulan güvendir. Bu yüzden sorun yalnızca işsizlik ya da göç değildir. Asıl sorun, Erzurum’un gençlerine “neden burada kalmalıyım?” sorusuna güçlü ve ikna edici bir cevap verememesidir.
Hafızası olmayan şehirler gençlerini tutamaz.
Gençliğini tutamayan şehirler ise kendini yeniden üretemez.
Unutan toplumlar, aynı döngüyü tekrar yaşar. Aynı eğitim yanlışları, aynı şehirleşme hataları, aynı umutsuzluklar… Sadece isimler değişir; sonuç değişmez.
Erzurum’un bugün ihtiyacı yeni projelerden önce, hafızayla yeniden bağ kurabilmesidir.
Gençliği, eğitimi ve şehri aynı tarih bilinci etrafında düşünmek; tarihî dokuyu olduğu kadar anlamı da geleceğe taşımaktır.
Çünkü şehirler betonla değil, bilinçle ayakta kalır.
Bilinç ise ancak hatırlayan toplumlarda canlı kalır.