Bugün bir Erzurumlu olarak, beni her defasında durdurup düşündüren, kalbime dokunan iki deyimin önemini ve zarafetini anlatmak istiyorum. Türkçeyi iyi kullandığımı söylerler; fakat bazı kelimeler vardır ki insan onları bilse de tam karşılığını başka hiçbir sözcükle veremez. İşte bu iki deyim, benim için tam da böyle… Onları kullanmadan kendimi eksik, anlatımımı yarım hissederim.
Birincisi: ‘Gel otur’ lâ, ‘geç otur’
Saha çalışmalarım boyunca yöresel yemeklerimizi, motiflerimizi, kültürel zenginliklerimizi paylaşırken insan ilişkilerinin de en az bunlar kadar katmanlı olduğunu görürüm. Her tebessüm samimi değildir, her davet gönülden gelmez. Bu durumu en iyi anlatan deyimlerden biri bana göre ‘gel otur’ la, ‘geç otur’dur.

Biz kültürü yalnızca dokumada, yemekte, gelenekte değil; kelimelerde de yaşatırız. Erzurum’da misafir ağırlamak bir adabın, bir gönül terbiyesinin işidir. Kalpten sevilen, görülmesinden mutluluk duyulan kişiye ‘gel otur’ denir. Ama kalpte mesafe varsa, bir kırgınlık ya da gönülsüzlük söz konusuysa; misafir yine buyur edilir, nezaket elden bırakılmaz. İşte o zaman ‘geç otur’ denir.
Bu cümle şunu söyler: Seni gönülden istemiyorum ama misafirsin; kalbim kapalı olsa da kapım açık.
Ne incelikli bir mesafe tarifidir bu… Benim hayatımda en sevdiğim, en sık kullandığım Erzurum ağzı deyimlerinden biri olmasının sebebi de tam olarak budur.
İkinci ifade ise: ‘Can desem de çor anlir’
Erzurum’da biri size seslendiğinde “efendim” yerine çoğu zaman “can” dersiniz. Bu kullanım Azerbaycan coğrafyasında da yaygındır; tarihî ve kültürel etkileşimin sıcak bir izidir. “Can” kelimesi Erzurumlular için bir kimliktir. Zaten çoğu zaman bu kelimeyi duyduğunuzda ardından şu soru gelir: “Sen Erzurumlu musun?”
Ama bu ifadenin devamı vardır ki asıl derinlik oradadır.

“Çor” kelimesi; şor, yani tuzlu… İçi yakan, damağı acıtan bir tat. Olumsuzluk taşır. İşte ‘can desem de çor anlir’ cümlesi, insanın ruh hâline dair güçlü bir psikolojik tespittir. Duyguların fazlaca yoğunlaştığı, insanın objektifliğini kaybettiği anları tarif eder. Karşısındakini incitmeden, hoş bir dille şunu söyler: Şu an ne söylersen söyle, ben doğru anlayacak hâlde değilim.
Hatta itiraf edeyim; bunu bazen kendim için bile kullanırım. Çok üzgünken, duygu yüküm ağırlaştığında şöyle derim:
“Şu an bana ne kadar can deseniz de ben çor anlayacağım.”
Kelimelerin içindeki bu nezaket, bu zarafet; sosyolojik birikimin psikolojiyle böylesine ustaca buluşması benim için son derece kıymetlidir.
Son zamanlarda sosyal medyada sıkça sorulan bir soru var: “Birinin Erzurumlu olduğunu nereden anlarsınız?”
Genellikle klasik kelimeler sıralanır. Ben ise Erzurum ağzı denildiğinde, kendimi en iyi bu iki deyimle ifade ettiğimi fark ettim. Bu yüzden onları yazmak istedim.
Bu hafta Kültür Sandığında; deyimlerin saklı dünyasını, kelimelerin taşıdığı o görünmez ama güçlü anlam katmanlarını anlatmak istedim. Çünkü bazı kelimeler yalnızca söylenmez; yaşanır.
Ne kadar güzel ifade etmişsiniz, duygular ve öz Erzurumlu olmak ancak böyle kısa ve öz anlatılabilirdi. Gençlerimizin Erzurum ağzını ve az kelimeyle ne kadar çok şeyin anlatılabileceğini anlamasına yardımcı olduğunuzu düşünüyorum. Palandöken Okuma Grubundan Serap