Bir kent düşünün…
Defalarca düşmüş, her seferinde küllerinden yeniden doğmuş.
Erzurum, tam da böyle bir şehir…
Tarihçi Prof. Dr. Murat Küçükuğurlu’nun Pusula’daki köşesinde dile getirdiği tarihi gerçekler oldukça çarpıcı. Küçükuğurlu, 1828’den 1918’e kadar geçen 90 yıl içinde Erzurum’un tam üç kez Rus işgaline uğradığını hatırlatıyor. Bu işgaller sırasında yüz binlerce Erzurumlunun şehit düştüğünü, esir alındığını ya da memleketini terk etmek zorunda kaldığını vurguluyor.
İlk işgal öncesinde yaklaşık 80 bin olan şehir nüfusunun, I. Dünya Savaşı yıllarında yürek burkan bir şekilde 10 bine kadar düştüğünü bilmek, tarihimizin acı gerçeklerinden biri.
Bu tabloya bakınca şehrin kaderi sanki o yıllardan bugüne kadar aynı acıyı tekrar ediyor gibi. Savaş ve işgalin getirdiği her yıkım, en çok insan varlığını vurmuş. Göç, Erzurum’un kaderi olmuş.
Bugün ise bu kadim şehir, düşman işgalinden kurtuluşunun 108. yılını kutluyor. Böyle bir şehrin evladı olmak elbette gurur verici. Erzurum’un adı, içinde yaşayanlardan çok daha büyük bir imaja sahip.
Dün düşmanla savaşırken nüfus kaybeden şehir, bugün işsizlik ve sert iklim şartlarına karşı direniyor.
1950’li yıllarda Türkiye’de başlayan sanayileşme ile birlikte Erzurum’dan yeni göç dalgaları yükseldi. İş bulma umuduyla gençler büyükşehirlere akın etti. Tarım ve hayvancılıkla geçinen şehir, bu alanların gelir getirmemesi ve kırsal yaşamın zorluklarıyla mücadele ederken, özellikle 1980 sonrasında ekonomik sıkıntılar adeta kentin üzerine çöktü.
Göç bu kez gençleri de içine alan büyük bir kervana dönüştü. 2000’li yıllarda göçün hızı zaman zaman yavaşlasa da bugün yeniden yükselişte. 2026’nın ilk çeyreğine yaklaşırken göç, Erzurum’un neredeyse kaçınılmaz kaderi gibi görünüyor.
Artık bu kentin düşmanı ne Rus ne de Ermeni…
Yeni düşman, işsizlik ve göç!
Ne yazık ki Erzurum, az gelişmiş iller arasında hala arka sıralarda yer alıyor. Peki 108 yıl sonra, bu şehri düşmandan kurtarıp bize vatan olarak bırakan ecdadımız bugün karşımıza çıksa ne derdi?
Sanırım bizim söyleyecek tek bir sözümüz olurdu:
“Ya biz sizin torununuz değiliz, ya da siz bizim ecdadımız.”
Binbir imkansızlık içinde bu toprakları kanlarıyla sulayıp bize vatan yapanlara karşı, bizler toprağa sahip çıkmak yerine bırakıp gidiyoruz. Artık düşmanla değil, kendi insanımızla mücadele ediyoruz.
Peki her seferinde küllerinden doğmayı başaran bu kadim şehir, bu kanayan yarasını sarıp yeniden ayağa kalkabilecek mi?
Göç, gerçekten kader olmaktan çıkabilecek mi?
Erzurumda eskiden aşırı bir Ermeni nüfus varmış hatta Erzurum mebusu pastırmacıyan isimli bir Ermeniymiş nüfusun o yıllarda azalmasının sebebi Ermeni göçüdür. Binlerce Ermeni göç etmiştir. Ayrıca bu Ermenilerin zulümleri sonucu binlerce Türk şehit edilmiş çoluk çocuk ölfürülmüştür. Nüfus bundan 10 binlere düşmüştür. Şimdi ise iş yok fabrika yok bu nedenle insanlar göç ediyor. Burada yaşamak pahalı ayda sadece 8 bin doğalgaz geliyor nereye kadar insanlar dayanacak mecburen İstanbul İzmit’e bursata göçüyoruz.
SEVDA HANIM GÖÇ EDEN GÖÇ ETSİN...HEPSİ PİŞMAN OLACAK...BEN 61 YAŞINDAYIM BABAM ASKER Dİ..BABAMIN BANA BİR VASİYETİ VAR....DEDİ Kİ OĞLUM NE OLURSA OLSUN SEN ERZURUMU TERKETME BİR KİŞİ BİLE KALSA O SEN OLACAN ...DEDİ...MEVLAYA EMANET OLSUN ERZURUM