Biliyorsunuz Vali Mustafa Çiftçi, sahipsiz sokak köpeklerini toplattı. Sokak köpeklerine neredeyse hiç rastlamadım. Bu doğru adımın ardından çöp alanında 8-10 civarında köpek ölüsü görüntüleri üzerinden Vali Çiftçiye ağır eleştiriler oldu. Hatta ağır eleştiriler nedeniyle Valiliğin X hesabı yorumlara kapatıldı.
Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’nin adeta çarmıha gerilmesi hadisesi boşuna değil. Vali Çiftçi’ye “Allah’ın ağzı bağlı canlıları” diye ağır eleştiri yapanların, Allah’ın masum kullarının uğradığı saldırılar karşısında ne düşündüğünü sormayı dahi gerekli görmüyorum. Çünkü çok umurlarında olduğu kanaatinde değilim. Erzurum’da veya başka şehirlerde köpek saldırısı sonrası ölümden dönen çocukların, gençlerin yaşadıkları travmayı merak dahi etmiyorlar.
Ayrıca Vali Çiftçi’nin bu konuda derse ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. Kurra Hafız olan Mustafa Çiftçi’nin onlardan daha çok bu konuda hassasiyeti olduğuna inanıyorum.
Kültürümüzde yok!
Kültürümüzde evde köpek besleme yoktur. Batıdan aldığımız kötü bir gelenek olarak yaşamımızın parçası haline geldi. Apartmanlarda yaşanan sorunlarla ilgili ne yazık ki, hoş olmayan tartışmaları kavgaları tv ekranlarından az izlemedik.
Başıboş veya sahipli köpeklerin saldırısı nedeniyle ağır yaralanan, hayatı boyunca köpek saldırısının izlerini taşıyan, taşıyacak olan çocukların, insanların dramını yok sayıyoruz.
Öyleyse bu soruna acil, kökten çözüm üretmek gerekiyor.
Tartışmanın içine çekmek istemem, fakat Diyanet İşleri Başkanlığı’nın belki de bu konuda bir izahına ihtiyaç var.
Türk kültüründe evde köpek beslenmez. Köpekler, köylerde bulunurdu. Hayatın bir parçası olarak, sürüyü korumak gibi işlevleri vardı. Şehirlerde köpek sahipli veya sahipsiz sorun yaratıyor. Sağlık olarak, toplum huzuru açısından.
Köpek barınakları!
Belediyelerin ciddi paralar harcayarak yaptırdıkları ihtişamlı hayvan barınaklarının görüntülerini gördüm. Antep, Konya gibi. Övünülerek reklamları da yapılıyor. Yine sosyal medyada belediyelerin köpek maması için açtıkları ihalelere rastladım. Şart nameleri yayınlandı. İçerisinde bilmem yüzde kaç oranında et olması gibi maddeler bulunuyor.
Bunların ciddi kaynak israfı olduğunu unutmamak gerekiyor.
Hayvan sever, aktivistlerin büyük çoğunluğunun meseleyi maddi gelir kaynağı olarak kullandıklarına dair haberleri de çok gördüm. Hatırladığım kadarıyla Ankara’da hayvan sever aktivist bir kadın, 2 yıldır oturduğu evin kirasını ödemiyor, ev sahibiyle mahkemelik olmuşlar. Kadının 2 lüks dairesi olduğu ortaya çıkmıştı. Hiçbir işi olmayan, köpek sever aktivist.
Yapılan araştırmalar konunun milyarlarca doları bulan bir ranta ulaştığı görülüyor. Emniyet ve Savcılıkların hayvan sever derneklerle ilgili ciddi sorumluluk almaları gerektiğine inanıyorum. Bir hayvan sever aktivistin sosyal meydada paylaşımına rastlamıştım. Açıklama yapmış, 3 milyar lazım, acil yardım, hayvanlar ölecek… Yardım 1.5 milyonu bulmuş. Aktivist sözde gözyaşları içerisinde çileden çıkmış neden yardım yapmıyorsunuz diyordu.
Meselenin çığırından çıktığı çok açık.
Hastalık saçıyorlar!
Başıboş köpeklerin yaban hayatını tehdit etmesi, kuduz vakaları ve şehirlerdeki görüntüleri nedeniyle Türkiye aleyhine kullanılmasının ötesinde toplu halde gezen bu hayvanların sebze tarlalarında dolaştıkları, sebzelere dışkılarını yaptıkları unutulmasın.
Bu hayvanların hastalıkları insanlara bulaştırdıklarını ilk yazımda Sağlık Bakanlığı verileriyle aktarmıştım.
Önemli konu gereken kısırlaştırma yapılmalıdır
Güzel bir çalışma
Doğru bir yazı