Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, nimeti sıradanlaştırmasıdır. İmkânların artması, konforun çoğalması ve teknolojinin hayatı kuşatması, nimetin kaynağını görünmez kılmıştır. İnsan artık güneşi bir “enerji kaynağı”, ağacı “biyolojik mekanizma”, hayvanı “üretim aracı” olarak tanımlıyor. Elma, süt, yumurta, ışık… Hepsi tabiatın otomatik bir süreci gibi anlatılıyor. Oysa tabiat dediğimiz şey, bilinç sahibi bir özne değildir. Ağaç, insanı tanımaz; tavuk insanın protein ihtiyacını hesaplamaz; güneş yeryüzündeki ısı dengesini bilinçli bir kararla kurmaz. Bu düzen, ilim ve kudret sahibi bir iradenin eseridir. Fakat modern zihniyet, “nasıl?” sorusunu açıklarken “kim?” sorusunu örtüyor. Böylece nimet, vereni unutturacak kadar sıradanlaşıyor.
Şükür, basit bir teşekkür değil; ontolojik bir farkındalıktır. İnsan, nimeti kendi emeğinin sonucu zannettiğinde, emeğini mutlaklaştırır ve vereni siler. Oysa insanın emeği de, emeğini kullanacak aklı da, sağlığı da, imkânı da nimetin içindedir. Modern toplumda başarı, “kendi kendini var eden birey” miti üzerinden anlatılır. Bu mit, insanı bağımsız ve yeterli gösterir; fakat gerçekte insan, baştan sona kendisine verilmiş imkânlar ağı içinde yaşar. Şükür, bu ağın kaynağını görmektir. Nimetin artması değil; nimetin fark edilmemesi tehlikelidir.
Bugün en büyük aymazlık, bolluk içinde yoksulluk bilincidir. Sofra dolu, fakat kalp boş; imkân çok, fakat minnettarlık az. Şükürsüzlük yalnız dilde değil; tutumda ortaya çıkar. Nimet, itaate vesile olacağı yerde, bağımsızlık vehmine hizmet eder. İnsan, “kazandım” der ama “verildi” demeyi unutursa, şükrün yerini kibir alır. Denilmiştir ki: şükrün de şükrü vardır; çünkü şükre muvaffak olmak bile nimettir. Bu bilinç kaybolduğunda, nimet artışı huzur getirmez; aksine doyumsuzluğu büyütür.
Hamd ve şükür, modern insan için geri kalmış bir duygu değil; varoluşsal bir denge unsurudur. Şükür nimeti artırır derken kastedilen yalnız maddî artış değildir; kalbin genişlemesidir. İnsan, nimeti vereni gördüğünde iç huzuru artar. Aksi hâlde imkân büyüdükçe beklenti büyür, beklenti büyüdükçe tatminsizlik çoğalır. Modern çağın krizi belki de budur: Nimetler arttıkça huzurun azaldığı bir dünya. Çünkü nimet, vereni hatırlatmadığında anlamını yitirir. Şükür, insanı nimetin sahibi zannından kurtarır ve onu kul kılar. İşte bu bilinç, bolluk çağında kaybettiğimiz en hayati farkındalıktır.