ABD’li Generallerin dahi buluşu SDG, özünde Suriye PKK’sı için İslamcı, seküler veya başka tarif edilen Kürtçü kesimlerden, Kürt aydını olarak kendini tarif edenler için beklenmeyen oranda Suriye’nin geleceğine dair Ademi Merkeziyet’ten başkasını istemezük sesleri yükseliyor.
İtirazlar iki noktada birleşiyor; 1- Suriye Arap Cumhuriyeti ibaresi ve İslam’ın temel alındığı yönetim biçimi. Ahmed el-Şara’yı anti demokrat sayan Kürtçü kesim, Rojova diye dillerine doladıkları bölgenin Arap ve Nusayri toprakları üzerinde hak ettiklerini unutmuş görünüyorlar.
Mahabat’tan ders çıkarmak!
22 Ocak 1946’da, ülkenin kuzeybatı kesiminde bulunan Mahabad kentinde, Sovyet destekli bir “Kürt cumhuriyeti” kurulmuştu. Cumhurbaşkanlığını Kadı Muhammed isimli bir Kürt liderin üstlendiği cumhuriyetin ordusu, oldukça tanıdık bir isme emanetti: Mustafa Barzani. Devletin destekçileri bölgedeki Kürt aşiretleriyle orta ve alt sınıftan halk tabakalarıydı.
Mahabad Cumhuriyeti’nin kurulması, bölgedeki Kürtler arasında büyük bir heyecan dalgasına sebep olmuştu. Ancak çiçeği burnunda devlet, Sovyetler Birliği’nin uydusu olma suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. Üstüne üstlük bir de, Mahabad içindeki Kürt grupların birbiriyle kıyasıya rekabet ve düşmanlığı baş gösterince, devleti yönetmek Kadı Muhammed ve ekibi için oldukça zor bir iş haline geldi.
Kadı Muhammed bu iddiaları “İran yönetiminin uydurmaları” olarak adlandırsa da, Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin Sovyetler tarafından kurdurulup yönlendirildiği söylentileri, kısa sürede ciddi bir hal aldı. Sovyetler Birliği’nin İran’dan askerlerini çekmesi, Mahabad Cumhuriyeti için ölümcül darbe oldu. Kadı Muhammed’i Sovyetler’den gelen askerî ve ekonomik yardım için desteklemeye devam eden az sayıda Kürt aşireti de devletten desteğini kesince, artık yolun sonu görünmeye başladı. (www.gzt.com/mecra/iranda-bir-kurt-cumhuriyeti-mahabad)
SDG yani Suriye PKK’sının sürecini bu örnek üzerinden okumak herkes için ibret verici olacaktır. İsrail uydusu bir yapının Kürtler için felaket olacağını birilerinin anlaması gerekiyor. Özellikle Türkiye’den bazı kesimlerin heyecanlarını, kızgınlık ve tepkilerini tarihten ibret alarak normal bakış açısına kavuşturacaklarını düşünüyorum.
DEM, süreci fırsatçılığa döküyor!
Süleyman Seyfi Öğün, “Önce nasıl başladı. PKK ile Talabani arasında. Sonra ENK ile Barzani’yi de buna kattılar. İttifak oluştu. Tek vücut değil ama birbirine yakın siyasetler. Mesela Barzani’yi dinliyorsun. Bu açılım süreci son derece mühim. Destekliyoruz diyor. Ama diyor SDG’nin özerklik hakkını kabul edin. SDG’ye bakarsanız hiç üzerine alınmıyor. Burdaki oluşum ayrı. Ne alakamız var. Baktığınız zaman henüz daha kakafonik sayabileceğimiz sesler geliyor. Tam akortlu, böyle Türkiye’yi hedefe koyan değil. Ama buna evrileceği yolunda emareler geliyor.
Bana kalırsa Sayın Bahçeli bunu gördü, bütün siyasi tarihini bitarafa bıraktı. Bu adımı attı. Çok kolay, şimdi şunu söyleyebiliriz, böyle konuşanlar da var, böyle değerlendirmelerde bulunanlar da var. Yahu bu ne demek, böyle çelişkimi olur, dün sen PKK için bunu diyordun, şimdi bunu diyorsun.
Bu çok kolaycı basitçe bir yaklaşım. Bahçeli, bişey gördü bir adım attı. Ak parti bunun yanında yer alıyor ama AK Partinin nüansı şu; ya bi çok daha ileri adımlar atmada, şu Amerika’nın ne diyeceği bi çıksın ortaya. Çok hızlı hareket etmeyelim.
Şimdi barış olacak, İmralı’ya gidilecek, baktığınız zaman. Bu bir nüans. Bu sadece Bahçeli’nin kaprisleri, Erdoğan’ı seçim hesapları falan, bu, bu kadar basit değil. Zaten 7 Mart antlaşmasını tetikleyecek şey bu. Onun bir vadesi var, bişey çıkacak ortaya. ABD ne yapacak, İsrail ne yapacak. Abdullah Öcalan ağırlığını koyup birden hepsini hizaya mı getirecek. Bir ay bilemediniz 2 ay içinde çıkacak ortaya.
Tehlikenin biraz orda apse yaptığını bilen bakış üzerinden, oradaki bu oluşumu geriletmek ve aslında bölgesel bir silahsızlanma, yani Türkiye Terörsüz Türkiye’den bölgesel anlamda terörsüz bölge hedefleniyor. Şimdi bu olacak mı olmayacak mı göreceğiz. Olmayacaksa başka yollar devreye girer.
Dem, burada çok kötü bir performans çiziyor bana kalırsa, bunu bir fırsatçılığa dökmek istiyor. Ne koparabiliriz, bunun yolu demokrasiden geçer, bölgesel bilmem ne! Pazarlığa döktüğün zaman başka bir perdeye taşıyorsunuz demektir.