Maç boyunca yaşanan sözlü sataşmalar...
Tribünlerden yükselen ıslıklar ve zaman zaman taşkınlıklara varan tepkiler…
Hakemin bitiş düdüğü ile sözlü tepkilerin eyleme dönüşme hali!
***
‘Futbol terörü’ denildiğinde sadece fiziki şiddet anlaşılmamalı. Yükselen nefret sloganları, sahaya atılan yabancı maddeler, futbolcu ve hakemlere yönelik linç girişimleri ve sosyal medyada örgütlü nefret kampanyaları…
Bunların hepsi futbolun ruhunu öldüren, korku ve kaos üreten bir terör biçimi.
Sonuç: Savaş meydanına dönen stadyumlar...
***
Türk futbolunda nedense oyun değil kavga ve şiddet öne çıkıyor!
Oysa futbol, şehirlerin tanıtımına, gençlerin spora yönelmesine, kitlelerin kaynaşmasına vesile olması gereken bir oyun olması gerekmez mi?
Bizde tam aksine!
Gerilimin tavan yaptığı, insanların etrafa küfürler savurarak deşarj olduğu, birbirlerine hınçla saldırdığı fiziksel bir aktivite!
***
Diyarbakır’da yaşananlar bunun son örneği...
Erzurumspor FK – Amedspor karşılaşması, futbolun saha içindeki rekabetinden çok saha dışındaki gerginliklerle gündeme geldi. Kaldı ki bu gerilim yeni değil, daha önce 2017’de de benzer olaylar yaşanmıştı.
Türkiye’de futbolun en büyük sorunlarından biri kanımca, saha dışı olayların futbolun önüne geçmesi. Ve bir futbol maçında toplumsal fay hatlarının sahaya yansıtılması.
***
Taraftarlar, futbolcular, yöneticiler...
Hemen herkese büyük görev düşüyor.
Yönetimler, tansiyonu düşürücü mesajlar vermeli, kışkırtıcı söylemlerden kaçınmalı. Türkiye Futbol Federasyonu, bu tür maçlara özel önlemler almalı, saha güvenliği ve cezai yaptırımlarda tavizsiz davranmalı. Başta sosyal medya olmak üzere basın provokatif dilden uzak durulmalı.
En önemlisi de sorumluluk sahipleri görevlerini hakkıyla yerine getirmeli. Şehrin yöneticileri, alınması gereken tedbirleri en üst düzeyde almalı, hiç bir olumsuzluğa ve provakatörlere meydan vermemeli.
Futbol üzerinden siyaset, siyaset üzerinden düşmanlık üretilmemeli...