Son yıllarda İslam alemi, tarihin en çetin imtihanlarından birinden geçiyor. Ümmet-i Muhammed, kadın-çocuk demeden dünyanın gözü önünde katlediliyor. Kameralar kayıtta, ekranlar açık…
Ama akan kan durmuyor!
Soykırım gizlenmiyor, aksine göstere göstere yapılıyor.
Peki bu vahşet karşısında biz ne yapıyoruz?
En basitinden, zalimi ekonomik olarak sıkıştıracak boykotu bile hakkıyla uygulayamıyoruz. Bir tuşa basıp paylaşım yapıyor, sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
***
Yılın son ayındayız. Yeni bir yıla girmeye hazırlanıyoruz.
Ancak tarihin gördüğü en büyük katliamlar yaşanırken, bir kesimi yılbaşı telaşı sarmış durumda!
Bir yanda yılbaşı ağaçları,
Öte yanda milli piyango biletleri…
En muhafazakâr bildiğimiz alışveriş merkezleri bile şimdiden ışıl ışıl. Vitrinler süslü, müzikler hazır. Gazze’de çocuklar enkaz altında can verirken, burada eğlence takvimi çoktan ilan edilmiş durumda.
***
Oysa Allah, Kur’an-ı Kerim’de açıkça buyuruyor:
“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”
Peygamber Efendimiz (SAV) ise bir hadis-i şerifinde,
“Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” buyuruyor.
Bu kadar açık ikazlara rağmen, Hristiyan geleneğine ait bir kutlamayı özenerek sahiplenmek, sadece masum bir eğlence değildir. Bu, kimlik aşınmasıdır, farkında olmadan taraf olmaktır.
Mesele yılbaşı ağacı değil;
Mesele durduğumuz yeri unutmaktır.
Bir Müslüman, zulmün bu kadar görünür olduğu bir zamanda neyi kutladığını, kime benzediğini ve kimin acısına sırt çevirdiğini yeniden düşünmek zorundadır.