Bazı insanlar vardır bir odaya girdiklerinde yalnızca kendileriyle değil biriktirdikleri zamanla, sakladıkları hatıralarla, özenle korudukları ayrıntılarla da karşılaşırsınız. Prof. Dr. Ahmet Nezih Kök de benim için tam olarak böyle bir isim oldu. Onun üniversitedeki odasına adım attığınız anda, insan kendini sadece bir akademisyenin çalışma alanında değil aynı zamanda hafızanın, emeğin, sabrın ve inceliğin kurduğu özel bir dünyada hissediyor. Oda adeta bir sergi gibi ama müzelerdeki gibi soğuk ve mesafeli değil. Bilakis insanın içine işleyen, geçmişiyle konuşuyormuş hissi veren, sıcak, zarif ve derinlikli bir dünya… Kibrit koleksiyonları, pul arşivleri, kartvizitler, otel kartları, çocuklarının ve ailesinin fotoğraflarından oluşan kronolojik bir hatıra düzeni… Her biri yalnızca bir nesne değil yaşanmışlığın, dikkatle korunmuş bir ömrün sessiz tanıkları gibi.
Beni asıl etkileyen ise bu odanın yalnızca bir koleksiyon alanı olmamasıydı. Orası aynı zamanda bir hayat felsefesinin görünür hâle gelmiş şekliydi. “Her zaman çalışarak dinleniyorum” düşüncesi, bugün pek çok kişiye garip gelir. İnsanlar çoğu zaman dinlenmeyi ancak hayattan ve uğraştan uzaklaşmakla açıklar. Oysa bazı ruhlar için çalışma, yalnızca bir mecburiyet değil aynı zamanda huzurun, toparlanmanın, iç dengeyi bulmanın da yoludur. Ben bu düşünceye hep yakın oldum. Fakat çoğu zaman bunun çevremde yadırgandığını da gördüm. İşte Prof.Dr. Ahmet Nezih Kök, bu düşünceme en güzel ispatlardan biri oldu. Çünkü onun hayatına bakınca insan anlıyor ki bazı insanlar çalıştıkça yorulmaz; aksine çalıştıkça kendini bulur, biriktirdikçe derinleşir, öğrendikçe dinlenir.
Onun hayat hikâyesi de bu çok yönlü ruhun güçlü bir yansıması gibi. Adli tıp gibi son derece ciddi, ağır ve dikkat isteyen bir alanda yıllarını vermiş bir isim olmasına rağmen bununla yetinmeyip hukuk eğitimi alması, ilmi yalnızca görev sınırları içinde değil, zihinsel bir sorumluluk olarak gördüğünü hissettiriyor. Bir insanın mesleğinde böylesine yoğun bir yolculuk sürdürürken aynı zamanda kendine ait böylesine zarif, böylesine titiz, böylesine duygulu bir koleksiyon dünyası kurabilmesi gerçekten hayranlık uyandırıcı. Çünkü burada kuru bir biriktirme yok; burada zamanı önemseyen, eşyanın hatırasını bilen, geçmişin izini bugüne taşıyan derin bir bakış var.
O odada beni en çok sarsan şeylerden biri de şu oldu: İnsan bazen en çok bir başkasının verdiği değeri görünce duygulanıyor. Bir kibrit kutusunu saklamak, bir otel kartını muhafaza etmek, yıllar içinde aile fotoğraflarını bir ömür defteri gibi sıralamak… Bunlar dışarıdan küçük şeyler gibi görülebilir. Ama aslında insanın ruhunu ele veren asıl ayrıntılar da bunlardır. Çünkü değer vermek, çoğu zaman büyük sözlerle değil küçük şeyleri kaybetmeye gönlünün razı olmamasıyla ortaya çıkar. Ahmet Nezih Kök’ün odasında tam da bunu hissettim. Orada sadece eşyalar yoktu; emek vardı, sadakat vardı, dikkat vardı, vefa vardı. Ve hepsinden önemlisi, yaşanmış bir hayatın izlerini silmeden taşıma hassasiyeti vardı.
Bugün çok hızlı yaşıyoruz. Her şeyin çabuk tüketildiği, çabuk unutulduğu, çabuk eskidiği bir çağın içindeyiz. Böyle zamanlarda insan, hafızasını koruyan kişilere daha başka bir gözle bakıyor. Çünkü hafıza sadece geçmişi saklamak değildir; aynı zamanda insanın kim olduğunu unutmamasıdır. İşte Ahmet Nezih Kök’ün kişisel sergisi de bana bunu düşündürdü. O oda, yalnızca nostaljik bir köşe değil aynı zamanda insan olmanın, iz bırakmanın, hayatı önemseyerek yaşamanın sessiz ama çok güçlü bir ifadesiydi.
Bazı insanlar makamlarıyla tanınır, bazıları başarılarıyla, bazıları unvanlarıyla… Ama çok az insan vardır ki bütün bunların ötesinde, size hayatın nasıl daha anlamlı yaşanabileceğini de gösterir. Prof. Dr. Ahmet Nezih Kök, bende işte böyle bir iz bıraktı. Onun odasında gezerken yalnızca geçmişe bakmadım; aynı zamanda emeğin nasıl zarafete dönüştüğünü, çalışmanın nasıl bir dinlenme biçimi olabileceğini, insanın bir ömrü nasıl dikkatle ve sevgiyle biriktirebileceğini de gördüm. Ve içimden şu geçti: Ne güzel insanlar var hem yaşadıklarına değer veriyorlar hem de fark etmeden başkalarının içini ısıtıyorlar. Bu güzel insanı tanımış olmak, bende tam da böyle bir his bıraktı.
Bu yazının, onun özel dünyasında bir hatıra olarak kalacak olması, içimde tarifsiz bir iz bırakıyor.