Uyku ile uyanıklık arasında
Alt gençlikten, üst gençliğe geçiş noktasında
Bilmiyorum, belki bir akrep hülyasında
Belki bir umut, belki bir su damlasında
Ağır başlı bir sevdanın hicap duygusunda
Belki de ilginç bir fikrin tehlikeli yankısında
Çakırkeyif bir sarhoşlukla kayıp ettim seni
Ölgün bir günde, ıslak kaldırımlarda unuttun beni
Ara beni, sor beni, bul beni
Nisanın ilk haftası, ilk yağmur damlasında
Seher vakti ile kuşluk arasında
Islık çalan bir sonbaharın belki son haftasında
Yetim bir çabanın öksüzlük bulvarında
Saçma sapan bir şarkının en pespaye kıtasında
Türkülerin gamıyla dertlenen
Aruz vezninin kafiyesiyle süslenen
Kulaktan kulağa, büyüyerek dillenen
Rivayette değil, gerçek bir efsanede ara beni
Tehditkâr bir bakışta, keskin bir korkuya
Soylu bir ailede, soysuz bir yalnızlığa
Artık olmayan bir sarayda, olması muhtemel kuyuya
Çağımızın sorunu aydınlık ve aydınlıkla gelen karanlığa
Aydınlığın ortasında rehavete davet
Davete icabetle gelen o korkunç felaket
Anne figanının, ateşi cayır, cayır yakan acısında
Tüm bedeni sarıp titreten hiçlik sancısına
Ve kaplumbağa kabuğuna sıkışan hayallere sor beni
Gecenin en derin saatlerinde kapat ışıkları
Karanlığı usulca öp dudaklarından
Duvarlarda sürtünsün yalnızlığın sureti
Kalabalıklar içinde sinsice gizlenmiş, kimsesizliğe sor
Yağmurdan sonra yayılan o uhrevi kokuda
O kokuyu tehdit eden, toprak altındaki kimyasal atıklarda
Coğrafyada yer almayan bir dağın en yüksek rakımında
Sineğin taklidi mümkün olmayan, tek bir kanadında
Limon damlasının, dişleri kamaştıran,
kan, damar ve sağlık muhtevasında
Bul beni
Serabın kol gezdiği bahar edalı bir sahraya
Uçsuz bucaksız çöllerde yorgun bir bedeviye sor beni
Savaş meydanında kan ve irin içinde bir askerin gözünde gör beni
Zaruri bir kararın ses kısan nefes kesen yokuşunda yor beni
Her doğru her yerde söylenmez denilen gürültülü bir suskunlukta
Aczin erdeminde ve erdemin ruhsal yetkinliğinde ara beni
Bilmemekle mutlu, bilmekle ıstırap yaşanılan,
anlaşılması zor bir durumda
Durum bildirirken kullanılan, teknik bir tanımlamada
Nazım ölçüsünde yazılan herhangi bir şiirin son mısrasından al beni
Ezanların huzur veren, ferahlatan, enteresan tınısında
Ağaç köklerinin, toprağın kaymasını engelleyişi
Ve engellemenin getirdiği çare arayışına sor beni
Mıknatıs kutuplarının birbirini iten manyetik etkisinde
Ruhun bölünemez, parçalanamaz mekansız varlığında
Bedenin ancak ruh ile var olabilme hareket yetisinde
Hüsranla sonuçlanan bir gün bitiminde hüzün
Ve hüzünle devam eden başka bir gün
Başka bir evrende başka bir sedayla duy beni
Yağmur damlasında sonsuz rahmet
Güneşin dünyaya mesafesinde merhamet
Hiç şaşmayan işleyişte kusursuzluk
Meltemle gelen çok uzaklardan selam
Çıldırmış alevlerin kıvılcımında ikrar
Gül yaprağında çiğ, çiğde yaşam
Yaşamın bitimiyle başlayan sonsuz bir hayat
Ölümü sıradanlaştıran her canlının ölüyor olması
Yaşayan ölülere değil, mezardakilere sor beni
Algıda seçicilik, seçicilikte maymun iştahı
Ve hep genel evinin kapısı mı kahpedir
Hiç suçu yok mu villa duvarlarının
Şuh bir kadındır akşamüstü
Şuh bir kadına değil, hatta hiçbir kadına değil
Hazanda yere düşen akasyanın son yaprağına sor beni
Zaman denilen canavarın dişlerinin arasından al beni
Toprağı kazabildiğin kadar kaz, en derinine at beni
Sıratta aşağı düşerken, kartal edasıyla, pençelerinle tut beni
Sinsi dünyanın sahtekâr girdaplarında kayıp ettiğim
Ey benim eksik yanım
Tevafuk olmaz, tesadüf zaten yok
Duy beni, sor beni, ara beni, tut beni
Hiç olmazsa, mahşer gününde
Bul beni