Erzurum’a bakarken sadece bir şehir değil, aslında koca bir tarih görürsünüz. Doğuda İran, kuzeyde Karadeniz, güneyde Mezopotamya ve batıda Orta Anadolu ile çevrili olan bu kadim kent, Doğu Anadolu’nun kalbi gibidir. Ancak haritayı biraz daha genişlettiğinizde asıl büyük resim ortaya çıkar: Erzurum, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan o büyük köprünün en stratejik taşıdır.
Erzurum şehrinin kaderi, içinde bulunduğu o zorlu ama heybetli coğrafya ile iç içedir. Bu kaderi şekillendiren üç ana unsur vardır: Geçit vermez dağlar, bereket saçan sular ve kıtaları aşan yollar. Yüksek sıradağlar arasında kıvrılarak uzanan o yollar ve akıp giden nehirler, sadece Erzurum’un değil, tüm Anadolu’nun tarihi üzerinde derin izler bırakmıştır. Şehrimiz, doğu ile batıyı birbirine bağlayan o kadim yolların tam “düğüm noktasında” kurulmuştur. Bu stratejik mevki, Erzurum’un hem askerî hem de ticarî önemini tarih boyunca korumasını sağlamıştır.
Tarih sayfalarını karıştırdığınızda şunu net bir şekilde görürsünüz: Çin, Hindistan ve Türkistan’dan yola çıkıp Kafkasya ve İran üzerinden gelen yolların Anadolu’ya açılan kapısı hep Erzurum olmuştur. İşte bu yüzden, ilk çağlardan yakın tarihimize kadar doğudan gelip Anadolu’ya girmek isteyen her ordu ve her kervan, önce Erzurum’u dikkate almak, bu kapıyı çalmak zorunda kalmıştır.
Burası Anadolu’nun kilididir. Bu kilit o kadar kıymetlidir ki; Roma ile Partlar, Doğu Roma ile Sasaniler, Doğu Roma ile Araplar ve Selçuklular, Osmanlı ile Safeviler ve son olarak Osmanlı ile Ruslar arasındaki mücadeleler asırlar boyu bu kalenin etrafında sürmüştür. Şehrin her taşında bu mücadelelerin hatırası vardır.
Burada özellikle tarihte “Türk Yolu” olarak anılan güzergâhı hatırlatmak gerekir. Kaşgar’dan başlayıp Semerkant yoluyla Hazar Denizi’ne, Erdebil, Tebriz ve Bayezit üzerinden Erzurum’a ulaşan bu yol, ticaretin can damarıydı. İran ve Kafkasya’dan gelen ticaret yolları şehrimizin yakınında birleşerek batıya uzanır. Tiflis ve Tebriz üzerinden Erzurum’a giren mallar; buradan Tokat, Sivas ve Trabzon yoluyla İstanbul, Bursa ve İzmir gibi büyük merkezlere taşınırdı.
Erzurum sadece yolların değil, suların da kaynağıdır. Fırat, Aras ve Çoruh gibi nehirler bu topraklardan doğar. Erzurum dağlarından çıkan her damla su, Karadeniz’den Basra Körfezi’ne kadar uzanan geniş bir coğrafyaya hayat verir.
Erzurum, Doğu ile Batı arasında gerçek bir sınır şehridir. O kadar özel bir konumdadır ki; Doğudan bakıldığında “Batılı”, Batıdan bakıldığında ise “Doğulu” görünür. İşte bu özellik, şehrimizin kültürel zenginliğinin mayasıdır. Erzurum, doğunun ve batının özelliklerini kendi sinesinde eritmiş, farklılıkları kendine has o sağlam kültürüyle yoğurmuş müstesna bir şehirdir.
Bugün bastığımız toprağın, soluduğumuz havanın kıymetini bilmek; bu stratejik derinliği anlamaktan geçer. Erzurum, dün olduğu gibi bugün de Anadolu’nun en sağlam kalesi olmaya devam ediyor.
Hocam heybendeki bilgilerden istifade edebilmek gerçekten harika ,bence Erzurum un sayılı kaleleri arasında sizde varsınız ,bu kale surları ile güven , inşaası ile bilgi , birikimin e çalışmanin ne kadar değerli olduğunu yansıtıyor,eline emeğine sağlık
Üç semavi dinin kutsal saydığı nehirlerin doğduğu şehirdir Erzurum
Harika bir yazı, Murat Bey'in kalemine ve yüreğine sağlık.
Şehrimizi çok güzel anlatmışsınız. Bir de bu şehirde yaşayan (herkes için değil tabiki ) bu şehrin kıymetinin farkında olsa! Emeğinize kaleminize sağlık...