Erzurum şehrinin içinde yer aldığı Erzurum Ovası, antik çağlarda önemli bir yerleşim merkezi olarak öne çıkmıştır. Bunun başlıca nedenleri arasında bol su kaynakları, stratejik konumu, tarım ve hayvancılığa elverişli coğrafyası ve o dönemde silah üretimi için kritik bir malzeme olan obsidyen yatakları bulunmaktadır. Karaz, Pulur, Güzelova, Sos ve Alaybeyi gibi höyüklerde gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, bölgede son derece gelişmiş bir yaşam biçiminin varlığını ortaya koymuştur. Bu yaşam tarzı, zaman içinde geniş bir coğrafyaya yayılan “Karaz Kültürü” ile kendini göstermiştir. Adını, ovanın kuzeybatısında yer alan ve Karasu Nehri’ne yakın konumdaki Karaz Höyük’ten alan bu kültür, özellikle kendine özgü el yapımı çanak-çömlek üretimi, taş ve kerpiç yapıları ve temelde hayvancılığa dayalı ekonomisiyle dikkat çekmektedir. Karaz Kültürü’nün etkileri Kafkaslar, Karadeniz, Kuzeybatı İran, Suriye ve Filistin’e kadar uzanmış, batıda ise Orta Anadolu’ya kadar ulaşmıştır. Alaybeyi’nde yapılan son keşifler ise bölgenin yerleşim tarihini yaklaşık 6700 yıl öncesine, Erken Kalkolitik Çağ’a kadar götürmüştür.
Karaz Kültürü’nün geniş coğrafyalara yayılmasını sağlayan Hurri etkisi, bölgede MÖ 1200’lere kadar devam etmiştir. Yerleşik hayat tarzına sahip olan Hurriler, bölgenin coğrafî şartlarına uygun bir yaşam tarzı geliştirmişlerdir. Zaman içerisinde Erzurum ve çevresinde, köy yerleşimlerinden yüksek kesimlerde kalelerin oluşturulması süreci başlamıştır.
MÖ 1500 civarında bölge, Azzi-Hayaşa’nın kontrolü altına girmiştir. MÖ birinci binyılda, Doğu Anadolu’nun beylikler halinde yönetildiği bir dönemde, Diauehi Krallığı Erzurum ve çevresine hükmetmiştir. MÖ 8. yüzyılda ise Van (Tuşpa) merkezli Urartular, bölgedeki beylikleri ve Diauehi topraklarını birleştirerek güçlü bir devlet kurmuşlardır. Urartular, sulamaya dayalı tarımı bölgeye getirmiş, kaleler inşa etmiş ve geniş bir karayolu ağı oluşturmuşlardır. Ayrıca, çivi yazısının bölgeye tanıtılması da Urartular döneminde gerçekleşmiştir. Urartuların egemenliği sırasında bölge, Kimmerler ve İskitler gibi toplulukların akınına uğramış, ardından Med ve Pers egemenliğine girmiştir. MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender’in Pers İmparatorluğu’nu mağlup etmesiyle birlikte bölge Makedonların kontrolüne geçmiştir. Ancak İskender’in erken ölümünün ardından imparatorluk parçalanmış ve Erzurum, Selevkosların yönetimi altına girmiştir. Daha sonra ise bölgede Roma İmparatorluğu dönemi başlamıştır.
Yukarıda bahsedilen uygarlıkların yanı sıra, Hunlar, Gürcüler, Ermeniler, Pasianlılar ve Taolar gibi pek çok kavim ve topluluk da bölgede varlık göstermiştir. Her bir topluluk, bölgenin zengin tarihine kendi izlerini bırakmıştır. Bu nedenle Erzurum ve çevresi, antik çağlardan itibaren birçok kültürün kesişme noktası olmuş, çevre kültürleri etkilemiş ve bu durum bölgenin tarihsel ve kültürel mirasını şekillendirmiştir.
Kıymetli hocam, sayenizde bizlerde heybemize Erzurumdan bir şeyler koyuyoruz. Teşekkürler...????