Erzurum Kalesi’nin inşasından sonra uzun süre devam eden Bizans-Sasanî mücadelesi, Sâsânîlerin zayıflamasıyla birlikte yerini Bizans-Arap mücadelesine bıraktı. Müslüman Arapların Erzurum bölgesine ne zaman geldikleri ve buradaki hâkimiyetlerinin ne zaman başladığı tartışmalı bir konudur. Bununla birlikte, Erzurum ve çevresindeki kesin hâkimiyetin, ancak 653’te mümkün olduğunu, şimdiki bilgilerimize göre söylemek mümkündür. Bu hususta bir sonraki yazımızda biraz daha ayrıntı vereceğimizi söyleyerek, konumuza devam edelim.
Erzurum Kalesi’ne yaklaşık 300 yıl boyunca hâkim olan Araplar, buraya “Kâlikala” ismini verdi. Bu isim aynı zamanda bölge ismi olarak da kullanıldı. Bölgede, Arap valiler tarafından yönetilen “Kâlikala Emirliği” kuruldu. Bununla birlikte Erzurum Kalesi, İslam coğrafyasından uzak askerî bir üs konumundaydı. Araplar, Hristiyanlarla çevrilmiş yalnız bir şehir görünümündeki Erzurum’u ellerinde tutabilmek için garnizonlar ve koloniler kurdu. Burada toplanan askerler ve gönüllüler cihat ruhunu daima canlı tuttu. Araplar Erzurum Kalesi’ne özel bir ilgi gösterdi. Çünkü burası, Trabzon ve Küçük Asya’dan Aras Vadisi boyunca Azerbaycan ve İran’a giden ana yolu muhafaza ediyordu.
Erzurum’un hilafet ordularının eline geçmesi Bizans tarafından hiçbir zaman kabullenilmedi ve bu önemli kaleyi geri almak için her fırsattan yararlanıldı. İslam dünyasının içinde bulunduğu bunalım yıllarında Emevîler ile Abbâsîler arasındaki mücadeleler, Bizans’a istediği fırsatı verdi. 755’te İmparator V. Kostantinus Erzurum Kalesi’ni ele geçirmeyi başardı. Abbâsî Halifesi Ebû Cafer el-Mansûr bir yıl sonra buraya tekrar hâkim olduktan sonra büyük harcamalarla kaleyi adeta yeniden yaptırdı. 838’de Azerbaycan’daki Babek karışıklığını fırsat bilen İmparator Theophilos, Kâlikala’yı kuşatarak mancınıklarla surlarını yıktırdı. Neredeyse düşmek üzere olan kale, Mansur döneminde sağlamlaştırıldığı için direnebilmişti. Bunun üzerine Halife el-Mu’tasım (833-842), 500.000 dirhem gibi büyük bir meblağ harcayarak surları tamir ve tahkim ettirdi. Böylece Araplar, kaleyi ikinci kez geniş çapta onarmış oldu.
X. yüzyıla gelindiğinde Arapların bölge üzerindeki hâkimiyetleri iyice zayıflamış; bunu değerlendiren Ermeniler, Bizans İmparatorluğu ile ittifak kurarak Kâlikala’yı ele geçirmek için fırsat kollamaya başlamıştı. 906’da VI. Leon’un (886-912) emriyle harekete geçen Bizans’ın doğu kumandanlarından Katakalon ile Ermeni reislerinden Lalokon, Kâlikala önlerine kadar gelerek kaleyi ve çevresini epeyce tahribata uğratmışlardı. İmparator VII. Konstantinus (913-959) da aynı şekilde kalede tahribata neden oldu. İmparatorun doğu komutanlarından Ioannes Kurkuas, 920’ler veya 930’ların ortalarında Erzurum Kalesi’ni ele geçirmeyi başarmıştı. Surlarda bir gedik açılmış ve şehri koruyan kuleler yıktırılıp şehir zapt edilmişti. Kurkuas’ın Erzurum’u kuşatması esnasında kale, tarihinin en önemli tahribatlarından birine maruz kalmıştı. Surlar mancınıklar vasıtasıyla tahrip edilmiş ve kazılan lağımlar yüzünden surların kuleleri yıkılmıştı. 948 yılında Hamdanilerin Halep hükümdarı olan Seyfüddevle’nin azatlı kölesi olan Nec el-Hasekî, Kâlikala’yı Bizanslılardan geri almış, böylece Erzurum Kalesi’nde Hamdanilerin de imar ve tahkim payı olmuştu. Bir sene sonra, yani 949’da şehir tekrar Bizanslıların eline geçti ve Kâlikala Emirliği ortadan kalktı. Böylece kesin olarak Müslümanların elinden çıkan Erzurum, Bizans İmparatorluğu’nun doğudaki eyaletinin merkezi oldu ve kalesi yeniden tahkim edildi. Bu süreçte Erzurum Kalesi, doğudan gelecek akınlara karşı Bizans’ın önemli bir üssü oldu.
Halen din üzerinden, kes yapıştır. Eğer bu müslümanlar bu mübarek İslamı yaşayıp yaşatsalardı, bugün dünya ülkeleri, müslümanların önünde el pençe durur, ellerini eteklerini öperlerdi. Ama tam tersi oluyor. Tabi din birilerine göre masrafsız, kolay bir sömürü vasıtası yapıldığı için, hep din üzerinden, müslümanlar sömürülüyorlar. Yapılsın bakalım nereye kadar...
güzel bir yazı