Üzerinde “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” ilahi mesajının yazılı olduğu Narmanlı Camii’nin musallasındayım.
Genç yaşta hayatını kaybeden Op. Dr. Oğuzhan’ın tabutunun başında, oğlunu son yolculuğuna uğurlayacak olan dostum Selçuk Somunsu’nun gözyaşları içindeki yıkılmış hâline bakıyor, ona nasıl bir cümle söyleyebileceğimi düşünüyorum.
Namazı kıldıktan sonra cenazemizi alıp Asri Mezarlık’a gittiğimizde, sırayla açılmış mezarlardan birinin başında oturup edilen duaları dinlerken gözlerimi hepimizin bir gün gireceği mezardan ayırmadan hayatı, ölümü, dünyaya geliş gayemizi ve geride bırakacaklarımızı düşündüm. Bu ruh hâli içerisinde, para ve makam hırsına kapılmış haramzadeleri hatırladım.
Şu kısacık ömürde haksız kazançla göbeklerini kaşıyan, yetimin, fakirin ve fukaranın hakkını çalan; utanmayan, arlanmayan, yüzü kızarmayan, değer yargıları olmayan ve hiç ölmeyecekmiş gibi hayatlarını sürdüren aşağılık mahluklar hafızamda canlandı.
Son günlerde ülke gündemini meşgul eden, milyarlarca liralık haksız kazancın ortaya döküldüğü “Fon Krizi”, Merkez Hakem Kurulunda yaşanan skandal ve belediyelerdeki yolsuzluklarla ilgili iddialar aklıma takıldı.
Ortaya atılan rakamları bir yana bırakın, bunları telaffuz etmenin, hatta yazmanın bile uzmanlık gerektirdiğini düşünerek kendimi sorguladım.
Devlet memuru olan rahmetli babamın, maaşına küçük bir zam gelecek diye personel kanununun çıkmasını dört gözle beklediği günler hayalimde canlandı.
Ne hazindir ki günümüzde Müslümanın kırmızı çizgileri olan doğruluk, ahlak, merhamet, vicdan ve kamu malına karşı hassasiyetin toplumdan nasıl uzaklaştığına, kavramların içinin nasıl boşaltıldığına ve değerlerin nasıl hafife alındığına şahit olmaktayız.
Yetimin hakkını çalan, devlet malına el uzatan, haksız kazanç elde etmek için her türlü dolambaçlı yola başvuran bu insanların nasıl bir Müslümanlık anlayışına sahip olduklarını hayretle anlamaya çalışıyoruz.
Bu yüzsüzler, Yüce Peygamberimizin “Vallahi, şehit olsa dahi kamu malından bir hurma çalan cennete giremez.” dediğini; beytülmalden bir arşın bez çalanın cenaze namazını kıldırmadığını bilmiyorlar mı, diye düşünüyoruz.
Ehliyetsizliğin, liyakatsizliğin ve rüşvetin zirveye çıktığı Osmanlı’nın son dönemindeki yaşanmışlıkları hatırlatan bu haberleri endişeyle izliyoruz. Hukuk devletini hiçe sayan bu hırsızların, yaptıklarının yanlarına kâr kalmayacağı şekilde cezalandırılmalarını toplum olarak bekliyoruz.
Bu hesap sorma sürecinde hukuk devletinin kanunlarının yanı sıra şu ilahi mesajın hatırlattığı sorumlulukları da unutmamalı ve hayata geçirmeliyiz:
“Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. İnsanlar zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.”
Cihan İmparatorluğu’muzda rüşveti kurumsallaştırdığı ve “Rüşvet Paşa” olarak anıldığı belirtilen Rüstem Paşa’nın, öldüğünde 11 milyon akçe parası, 1.700 kölesi, 2.900 atı, 1.160 devesi, 1.100 altın üsküfü, 500 altın eyeri, 130 çift altın üzengisi ve 1.000 çiftliği olduğu anlatılır. Rüstem Paşa’nın yolunu takip eden bu hırsızların hak ettikleri cezayı almaları, temiz bir toplum için milat olacaktır.
Gelecek nesillerimize temiz bir toplum düzeni bırakmak istiyorsak demokrasiye, hukuka ve Cumhuriyet’e sıkı sıkıya sarılmalıyız.
Devlet malının yetimin hakkı olduğunu, kamu görevinin bir emanet, makamın ise bir imtiyaz değil, sorumluluk olduğunu yeniden hatırlamalıyız.
Ve belki de en önemlisi…
Bir gün hepimizin o mezarlardan birinde yatacağını unutmamalıyız.
Narmanlı Camii’nin musallasında yazan o cümle, aslında hepimize yeterince açık bir cevap veriyor:
“Her nefis ölümü tadacaktır.”
O gün ne makam yanımızda olacak ne servet ne de dünyada biriktirdiğimiz haksız kazançlar…
Yanımızda yalnızca yaptıklarımız olacak.
Bu kısa ömürde namusuyla, edebiyle yaşayan; hak ve hukuku gözeten, helal rızık peşinde koşan bütün güzel insanlarımızın önünde saygıyla eğiliyorum.
Çünkü bu dünyada en büyük servet, alnı açık ve vicdanı temiz yaşamaktır.