Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tozlu raflara kaldırılmış eski defterleri açmasıyla birlikte ülkemizdeki siyasi cinayetleri ve faili meçhulleri hatırlamış olduk.
Cumhuriyetten bu güne işlenen cinayetlerin büyük bir kısmının bizim dönemimizde olması geçmişin acı hatıralarını gündemimize taşıdı.
Bu cinayetlerin büyük kısmını gazete ve haber kanallarından öğrenirken daha eskileri kitaplardan veya büyüklerimizden öğrenmiştik.
Geçmişe baktığımızda siyasi cinayetler ve faili meçhul karnemizin çok zayıf olduğunu görmekteyiz.
Demokrasi ve hukuk yolunda emekleyen bir ülke olarak bu konularda bir arpa boyu yol almadığımızı söyleyebiliriz.
Türkiye Komunist Partisi’nin kurucusu Mustafa Suphi’nin 28 Ocak 1921’de bir teknede arkadaşlarıyla birlikte katledilmeleri siyasi cinayetlerin en belirgin örneğidir.
Meclisin muhalif sesi Trabzon milletvekili Ali Şükrü bey’in 1923 yılında bir cinayetle susturulması siyasi cinayet geçmişimizin hüzünlü bir sahnesidir.
Sol dünya görüşüne sahip yazar ve şair Sebahattin Ali’nin 2 Nisan 1948’de kendisine rehberlik eden biri tarafından Bulgaristan sınırında öldürülmesi çok can sıkıcıdır.
1968 yılında dünyada ve ülkemizde tırmanmaya başlayan siyasi kutuplaşmanın beraberinde getirdiği siyasi cinayetlerin neden ve niçinlerini sorgulamayan bir toplumuz.
15 Haziran 1977 yılında Atatürk Üniversitesi Kampüsü içerisinde bıçaklanarak öldürülen Doç Dr. Orhan Yavuz’un insani ve bilimsel yönü hala üzülerek yâd edilmektedir.
1979 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi’nin öldürülmesinden sonra tırmanan siyasi cinayetler eski başbakan Nihat Erim’in ve Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’ın öldürülmesine kadar uzanmıştı.
1980 ihtilaline giden yolda darbenin olgunlaşmasını bekleyenlerin istedikleri bir olay Malatya’da yaşanmıştı. Belediye Başkanı Hamid Fendoğlu(Hamido) 15 Nisan 1978 ‘de evine gönderilen bir kolinin içerisindeki bombanın patlamasıyla ölmüştü.
Olayların tırmandırıldığı o günlerde (22 Temmuz 1980) DİSK Genel Başkanı Kemal Türker arabasından inerken kurşunlanarak öldürülmüştü.
1990 yılından sonra artarak devam eden siyasi cinayetlerle ok yaydan çıkmış kurşunlar adres sormaya devam etmişti.
Gazeteci yazar Çetin Emeç ‘in 1990 yılında öldürülmesinin ardından eski imam ve müftü Turan Dursun evinin önünde kurşunlaşmış,istihbaratçı Hiram Abas ile Atatürkçü Düşünce Derneği kurucusu,hukukçu ,akademisyen ve siyasetçi Prof.Dr Muammer Aksoy’da yine 1990 yılında suikaste uğramışlardı.
Laiklik ve kadın hakları konusundaki açık fikirleriyle tanınan Prof.Dr Bahriye Üçok’da 4 Eylül 1990’da evine gönderilen kolinin içindeki bombanın patlamasıyla hayattan koparılmıştı.
Kurşunun adres sorduğu cinayetlerden biride Emk Tümgeneral Memduh Ünlütürk’ün Dev-Sol militanları tarafından evinde vurularak öldürülmesiydi.
29 Temmuz 1992 yılında bu sefer hedef Oramiral Kemal Kayacan olmuştu. Kayacan’da sol militanlarca evinde kurşunlanarak öldürülmüştü.
20 Eylül 1992’de tetikçilerin hedefinde Kürt yazar Musa Anter vardı.
Silah kaçakçılığı ,terör ve uluslar arası istihbarat örgütlerinin Türkiye üzerindeki ilişkileri ile PKK’nın silah kaynakları üzerinde cesur çalışmaları ile hedef haline gelen Uğur Mumcu 24 Ocak 1993 yılında evinin önünde hunharca katledilmişti.
ABD uçaklarının PKK’ya yardım ettiğini duyuran ve çekiç gücün Türkiyeden ayrılması gerektiğini söyleyen Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis Paşa, 17 Şubat 1993 tarihinde Ankara’da şaibeli bir uçak kazasıyla hayattan koparılmış, kaza konusu tatmin edecek şekilde aydınlatılmamıştı.
Jitem’in kurucusu jandarma subay Ahmet Cem Ersever 1993 yılında öldürülmüştü .Bu cinayetin Kurtlar Vadisi dizisinin Gladyo bölümünde adeta gününden önce duyurulduğu şimdilerde iddia ediliyor.
Yazar,şair ve sanat eleştirmeni Onat Kutlar’da 11 Ocak 1995 günü bu cinayetler zincirinin bir halkası olmuştu.
Türkiyenin önemli iş adamlarından Özdemir Sabancı ise 9 Ocak 1996 ‘da İstanbul’un göbeğindeki kendi ofisinde suikaste uğramıştı.
Feminist yazar Konca Kuriş, 16 Temmuz 1998 yılında Hizbullah militanları tarafından kaçırılarak öldürülmüş, yıllar sonra cesedi bir Hizbullah hücre evinde bulunmuştu.
Eski kültür bakanlarından,yazar,öğretim üyesi Ahmet Taner Kışlalı’da laik sistem karşıtları tarafından 21 Ekim 1999 yılında arabasına konulan bombanın patlamasıyla öldürülmüştü.
Çevresinde Gaffar Baba olarak bilinen, uzlaşmacı,ve yumuşak tavırlarıyla bilinen Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan’da makam arabasına açılan çapraz ateş sonucu şehit edilmişti.
Alman Vakıfları ve Fetö yapılanması ile çalışmaları olan Prof.Dr Necip Hablemitoğlu’da 18 Aralık 2002’de evinin önünde kurşunlanarak kalemi kırılmıştı.
Ülkede kaos yaratmak isteyenlerin 19 Ocak 2007 yılındaki hedefleri Agos Gazetesi kurucusu Türkiye Ermenisi Hrant Dink olmuştu. Hrant’dan geriye üzeri gazeteyle örtülmüş cesedi ile delik ayakkabısının görüntüleri kalmıştı.
Bindiği helikopterin 25 Mart 2009 yılında düşmesiyle hayatını kaybeden BBP’nin kurucusu siyaset dünyasının temiz yüzü Muhsin Yazıcıoğlu’nun şaibeli ölümü aydınlatılmayı bekleyen dosyalardan biri olarak yeniden gündeme taşındı.
Yazıcıoğlunun şehit edilmesinden sonra FETÖ elebaşısının sosyal medyada dolaşan “ işte aldanırsanız böyle kurban gidersiniz,bir Perşembe akşamı vefat edersiniz bir Cuma günü size ulaşırlar ” dediği video çok manidardı ve mesaj doluduydu.
Yakın tarihte Ankara’nın göbeğinde suikaste uğrayan akademisyen ve eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’te siyasi cinayetlerin bir başka örneği oldu.
13 Kasım 2011 yılında Türk istihbarat teşkilatının önemli isimlerinden biri olan Kaşif Kozinoğlu’nun Silivri Cezaevinde kalp krizi geçirerek öldüğü duyurulmuştu.
Sağlığına dikkat eden ve önemli bilgilere sahip olan Kozinoğlu’nun ölüm gerekçesi vicdanları tatmin etmemişti.
Bu ölümün normal olmadığı toplumun büyük kesimi tarafından onaylanıyor ve ileri sürülen gerekçeler vicdanlarda karşılık bulmuyordu.
Hele,Kozinoğlun’un ölümünden birkaç gün önce Kurtlar Vadisi Dizisinde Kozinoğlu’nun ölümüyle örtüşen ve mesajlarla dolu bir bölümün yayımlanması suikast fikrini çağrıştıran ve izaha muhtaç bir konudur.
85 milyon insanın gözünün içine baka baka olacakları senaryo yapıp vatandaşa seyrettiren bu kumpasların ilgililerin gözünden kaçması anlaşılır değil.
En ufak siyasi bir mesajı dahi takip edip yaptırım uygulayan birimlerin bu konuları görmezden gelmeleri ve bu dizilerin uzun yıllar insanları etkilemeleri,yapacaklarını önceden ekranlara yansıtmaları elbetteki tesadüf kelimesiyle izah edilemez.
Raflardan indirilen dosyaların tekrar açılmasıyla birlikte belli ki bir kısım sır ölümlerin nasıl gerçekleştirildiğini ve sis perdesinin aralandığını görmüş olacağız.
Yukarıda bir bölümünü hatırlatmış olduğumuz olaylara baktığımızda Küresel Organize Suçlar Endeksi (Global Organized Crime İndex)’ne göre 193 ülke arasında ilk on içerisinde olmamızı anlayabilmekteyiz.
Yapanın yanına kar kalmadığı, adaletin herkes için adil şekilde uygulandığı,insan onuruna yakışır bir yaşam biçiminin sağlandığı ülke olma yolunda ilerlemeliyiz.
Siyasi cinayetlerin ve faili meçhullerin aydınlatılması konusunda toplum vicdanını tatmin edilmesi ,eski defterlerde ki hesapların tekrar gözden geçirilmesi demokratik laik ,sosyal hukuk devleti olmanın en temel hedefleri arasında olmalıdır diyor,yeni açılacak dosyalarla kamu vicdanının tatmin edileceğine ve adaletin yerine getirileceğine inanmak istiyoruz.