Dünya haritasında, etle tırnak misali birbirinden ayrılmayan iki devlet görmek bir hayli zordur.
Bu konuda geçmişten günümüze Türkiye ile Azerbaycan kardeşliği yegâne örneklerden biridir. Kaderde, kıvançta ve tasada ortak olduğumuz, “İki devlet, bir millet” olarak tanımladığımız bu bağlılığı, Azerbaycan topraklarına girdiğinizde bütün benliğinizle hissedebilirsiniz.
Hele Oğuz ağzını kullanan biri olarak Erzurum'dan Güney ve Kuzey Azerbaycan'a gitmişseniz kendinizi dedelerinizin otağında hisseder, sanki bir zaman tünelinden geçiyormuşsunuz gibi duygular yaşarsınız.
Türk kültürünün şekillendirdiği saflığı, berraklığı, içtenliği, samimiyeti, cömertliği ve hamiyetperverliği gördüğünüzde kendi kültürel hafızanızı yoklamaya başlar, ana kaynağa ulaşan susuz bir insanın sevincini yaşarsınız.
Azerbaycan sınırlarından içeri girdiğinizde, yıllar önce ayrıldığınız ata dede toprağına gelmiş gibi heyecanlanır, yol üzerindeki öz Türkçe yazılı levhaları okuyunca, “Biz de bu kelimeleri sıkça kullanırdık.” dersiniz.
Caddelerde, sokaklarda ve mahallelerde kendinizi evinizdeymiş gibi hisseder, attığınız her adımda genetik kodlarınıza dönersiniz.
Millî bilincin, kültürel mirasın, bağımsızlığın ve Türk kimliğinin her ortamda kendini hissettirdiği Azerbaycan topraklarında güveni, gururu ve kadirşinaslığı görürsünüz.
Anadolu toprakları emperyalist güçler tarafından paylaşılırken, en karanlık günlerimizde maddi ve manevi desteğini bizden esirgemeyen tek dostumuzun Azerbaycan Türkleri olduğunu çok daha iyi kavrarsınız.
Türk dünyasının kalbinin Türkiye'de, nabzının ise Azerbaycan'da attığını hissedersiniz.
“Çırpınırdın Karadeniz, Bakıp Türk'ün Bayrağına” marşını yazarak ruhumuzu coşturan ve 1912 yılında Balkan Savaşı'nda Türk ordusunun hizmetine girerek cephede mücadele eden Ahmet Cevat'ı nasıl unutabiliriz?
Azerbaycan vefadır, dosttur, candır.
1918 yılında Bakü'yü Rus, Ermeni ve İngiliz işgalcilerinden kurtaran İslam Kafkas Ordusu Komutanı Nuri Paşa'ya ve Kâzım Karabekir Paşa'ya gösterilen vefayı ve saygıyı göğsünüz kabararak izlersiniz.
Bulvarlarda, “Türk milletinin en büyük oğlu Mustafa Kemal” yazısını görünce güven tazelersiniz.
Sarıkamış Harekâtı sırasında Ruslar tarafından esir alınarak Nargin Adası'na götürülen Mehmetçiklerimize yardım elini uzatanlar Azerbaycan Türkleriydi.
Erzurum'un karanlık günleri olarak nitelendirdiğimiz 1916-1918 işgal yıllarında, “Kardeş Kömeği” adı altında Dadaşların ve bölge halkının yardımına koşan Hacı Zeynelâbidin Tağıyev'in kurduğu Bakü İslam Cemiyeti Hayriyesi'nin yardımlarını; o teşkilatın yiğit evladı, şehit Genceli Seyidov'u ve arkadaşlarını hafızalarımızdan kim silebilir?
1918 Bakü Muharebesi’nde Ermeni çeteleri ve İngilizlere karşı çarpışan Erzurumlu Mürsel Bakü Paşa’da bu duygularla kardeşlerinin yanında değilmiydi?
Saymakla bitiremeyeceğimiz bu kardeşlik örnekleri elbette birilerinin huzurunu kaçırmaktadır.
Azerbaycan Devleti, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerini benimsemiş, her geçen gün askerî ve ekonomik yönden kendisini geliştiren bir ülkedir.
Azerbaycan bugün, altı yıl önce kazandığı 2.Dağlık Karabağ Zaferi’nin haklı gururunu yaşamakta, geleceğe yönelik kararlı adımlar atarak varlığını bütün dünyaya duyurmaktadır.
Azerbaycan'ın 8 Kasım Zafer Günü'nü kutluyor, “İki devlet, bir millet” olmanın sarsılmaz iradesiyle iki ülkenin ilelebet payidar kalacağına bütün kalbimle inanıyorum.