Erzurum geçtiğimiz Cuma günü Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerden gelen 600 Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü birinci sınıf öğrencilerine ev sahipliği yaptı.
Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi’nde düzenlenen kongrenin onur konuğu, Yeditepe Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı, Biyoloji, Genetik, Biyoteknoloji alanında tanınmış bilim insanı Prof. Dr. Fikrettin Şahin idi.
Erzurum’un yetiştirdiği önemli bilim adamı Prof. Dr. Şahin’i görmek için salona girdiğimde, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü birinci sınıf öğrencisinin sorusu dikkatimi çekti:
“Ben mezun oluncaya kadar merak edilecek ya da araştırılacak konu kalmayacak gibi hissediyorum. Bu da okuma heyecanımı kırıyor.”
DERİNLİKTE GİZLİ ZENGİNLİK
Prof. Dr. Fikrettin Şahin ‘vazgeçmek’ ya da ‘devam etmek’ ikileminde kalan öğrenciye ne diyecekti? Merak ettim. Prof. Dr. Şahin soruya şu yanıtı verdi:
“Uçaktan okyanusa baktığınızda, suyun içindeki canlıları göremezsiniz. Okyanusta yaşayan canlıları görebilmek için suya girmeniz ve farklı derinliklere inmeniz gerekir. Ancak o zaman yaşamın çeşitliliğini, farklılığını ve zenginliğini keşfedebilirsiniz. Bilim de tıpkı okyanusta yapılan bir keşif yolculuğu gibidir. Asıl zenginlik derinliktedir. Üniversiteyi bitirdikten sonra araştırma yapmak üzere bana gelseniz, size kapağı dahi açılmamış yüzlerce araştırma konusunu listeleyebilirim.”

UNUTULMAZ BİR ANI
Konferansın ardından Kültür Merkezi VIP salonunda öğretim üyeleriyle birlikte çay eşliğinde sohbet ettik. Sohbet sırasında bazı akademisyenler, Türkiye’de bilimsel çalışmalar için laboratuvar altyapısının ve araştırma bütçelerinin yetersiz olduğunu dile getirdi. Bunun üzerine Prof. Dr. Fikrettin Şahin, unutamadığı şu anıyı anlattı:
“Atatürk Üniversitesi’ni birincilikle bitirdim. Ardından Amerika’da yüksek lisans ve doktora eğitimimi tamamladım. Sonrasında Kanada’da doktora çalışmalarımı sürdürdüm. Ancak eşim yurtdışında yaşamayı tercih etmiyordu ve Türkiye’ye dönmemiz konusunda ısrarcıydı. Nihayet 1999 yılında Atatürk Üniversitesi’ne döndüm.

Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü’nde yardımcı doçent olarak göreve başladığımda çalışabileceğim bir ofisim yoktu. Bu nedenle, üç araştırma görevlisi ile birlikte ortak kullanılan boş bir laboratuvarda çalışmaya başladım. Bölüm çalışanları bana hurda deposundan eski bir masa ve bir bacağı kırık bir sandalye temin etmişti. Aynı ortamı paylaştığım araştırma görevlilerinin sigara içmesi nedeniyle bir süre yoğun duman altında çalışmak zorunda kaldım. Daha önemlisi, gerçek anlamda bir laboratuvar altyapısına da sahip değildim.
İSTİFA ETMEKTEN SON ANDA VAZGEÇTİ
Bir süre sonra bu koşullarda bilimsel araştırma yapmanın mümkün olmayacağına karar verdim. Eşimle birlikte istifa dilekçemi vermek üzere dönemin rektörü Prof. Dr. Erol Oral’ın huzuruna çıktık. Erol Beye yurt dışına gitmek istediğimi ifade ettim. Mevcut şartları anlattığımda oldukça duygulandı ve şöyle dedi:

‘Yazıklar olsun bize… Senin gibi biyoteknoloji alanında doktora yapmış bilim insanları yurt dışında çok var. Ancak sen, üniversitemize yurtdışından dönmüş bu alandaki ilk bilim insanısın. Seni kaybetmek istemeyiz. Burada kal, biz de üniversite olarak tüm imkânlarımızla sana destek olalım.’
Ardından bana kendisine ait profesör odasını tahsis etti ve bir laboratuvar kurulumu için 20 bin lira bütçe sağladı. O dönemde üniversitenin BAP projelerine verdiği destek ortalama 2 bin liraydı. Bu destek benim için bir dönüm noktası oldu ve istifa etmekten vazgeçerek Erzurum’da kalmaya karar verdim.
Sonraki altı ay boyunca yoğun şekilde proje hazırladım ve ulusal ile uluslararası fon kaynaklarına başvurdum. Şanslıydım; projelerimin önemli bir kısmı desteklendi. Elde ettiğim bütçelerle önce Biyoteknoloji Araştırma ve Geliştirme Merkezi’nde, ardından Ziraat Fakültesi’nde laboratuvarlar kurmaya başladım. Erzurum’da görev yaptığım yaklaşık 4,5 yıl içinde, değeri milyonlarca doları bulan çok sayıda laboratuvarın kurulmasına öncülük etme fırsatı yakaladım.”

NEREDEN NEREYE
Prof. Dr. Şahin, diğer üniversitelerden bilim insanlarıyla bu laboratuvarlarda ortak projeler yürüttüklerini de belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“2004 yılında Atatürk Üniversitesi’nden ayrılarak Yeditepe Üniversitesi’ne geçtim. Orada Genetik ve Biyomühendislik Bölümü ile Biyoteknoloji Enstitüsü’nü kurdum. Bugün geldiğimiz noktada, TÜBİTAK, TÜSEB, Avrupa Birliği projeleri ve uluslararası iş birlikleri sayesinde milyonlarca dolarlık araştırma bütçelerine erişebiliyoruz. Artık dünya ile rekabet edebilen bir bilimsel altyapımız var. Geriye dönüp baktığımda sadece ‘nereden nereye’ diyebiliyorum.”
Prof. Dr. Fikrettin Şahin’le vedalaşırken son kitabım Kalbimdeki Manşet: Hasangala’yı kendisine armağan ettim. Akşam eve döndüğümde kongrede yaşadıklarımın etkisi altındaydım. Topluma yararı olur düşüncesiyle tanığı olduğum bu konuşmaları kaleme aldım.