Ne yazsam, hangi cümleyi kursam eksik kalacak gibi…
Bazı haberler vardır; yazarsın, paylaşırsın, geçer gider.
Ama bazı haberler vardır ki insanın içine oturur, kalemini susturur, kelimeleri boğazında düğüm düğüm eder.
Yıllar önceydi… Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti seçimi öncesiydi.

Bir telefon geldi.
“İsmail Bey, cemiyetin seçimi var, katılır mısın?” dedi.
Hiç düşünmeden “Katılacağım” dedim.
Seçim günü gelmişti. Arkadaşlarla birlikte, benim arabamda Erzurum’a doğru yola çıkmıştık. Yol uzundu, sohbet vardı, heyecan vardı. Karakurt deresine geldiğimizde telefonum çaldı.
Arayan oydu…
“Geliyor musunuz?” diye sordu.
“Evet, geliyoruz” dedim.
Bir an durdu, sonra o kendine has, kararlı sesiyle:
“Seni Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyetinin yönetimine yazıyorum” dedi.
“Tamam” dedim.
O gün, sadece bir seçim günü değildi aslında.
O gün, bir dostluğun başlangıcıydı.
Seçim oldukça çekişmeli geçmişti. Herkesin nefesini tuttuğu, sonucun merakla beklendiği bir gündü.
Kazandık.
Ama aslında kazandığımız sadece bir seçim değildi… Yıllar sürecek bir dostluktu.
Aradan geçen zaman, o dostluğu daha da sağlamlaştırdı.
Özellikle zor zamanlarda, insanın yanında kimin olduğunu çok daha iyi anlıyorsun.
Ne zaman bir hastamız olsa, elim telefona giderdi:
“Başkan, hastamız var…” derdim.
O ise her seferinde aynı içtenlikle, aynı samimiyetle karşılık verirdi.
Sadece sözle değil, yüreğiyle yardımcı olurdu.
Elinden ne geliyorsa, sonuna kadar yapardı.
İnsan bazı iyilikleri unutamaz.
Çünkü onlar sıradan değildir…
Çünkü onlar kalpten gelir.
Bir gün roller değişmişti.
Bu kez hasta olan bendim.
Ameliyat olmuştum.
O ise beni misafir etmişti.
O gün, saatlerce oturup konuştuk.
Mesleği konuştuk, yılları konuştuk, anıları konuştuk…
Geçmişi yad ettik.
Belki de farkında olmadan vedalaşır gibi…
Son zamanlarda rahatsızlandığını duymuştum.
Birkaç kez aradım…
Ama telefona cevap veremedi.
İçimde bir sıkıntı vardı, ama insan yine de umut etmekten vazgeçmiyor.
Doğu Anadolu Gazeteciler Federasyonu Başkanı İrfan Tarakçıoğlu’nun ziyaretine gideceğini duymuştum.
“Selamımı söyle” dedim.
O da sağ olsun iletmişti.
Bugün…
Telefonuma art arda mesajlar gelmeye başladı.
Bizim grupta seçimler olur, yeni seçilen arkadaşlara tebrik mesajları yazılır.
Ben de elimdeki haberleri düzenliyordum.
Mesajlar susmayınca bir bakayım dedim…
Ve o an…
Zaman durdu.
Ekranda yazan isim…
Ve o cümle…
İrfan Tarakçıoğlu yazmıştı:
“Feridun Fazıl Özsoy’u kaybettik.”
Bir an donakaldım.
Ne okuyabildim, ne yazabildim.
Sadece baktım…
Ve sonra gözlerim doldu.
En az 20 yıllık bir dostluk, bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.
Yollar, sohbetler, telefon konuşmaları, yardımlar, anılar…
Hepsi bir anda…
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
Yazmakta olduğum haberi bıraktım.
Kalem sustu.
Yürek konuşmaya başladı.
O an yapabildiğim tek şey, ellerimi açıp dua etmek oldu.
Feridun Fazıl Özsoy…
Sadece bir gazeteci değildi.
Sadece bir başkan değildi.
O, gerçek bir dosttu.
Bugün biliyorum ki sadece ben değilim bu acıyı yaşayan.
Özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde gazetecilik yapan herkesin içinde aynı sızı var.
Çünkü o, herkesin hayatına bir şekilde dokunmuştu.
Bazı insanlar vardır…
Sessizce yaşar ama derin izler bırakır.
O da öyleydi.
Şimdi geriye ne kaldı?
Anılar…
Dostluklar…
Ve dualar…
Yapacak başka bir şey yok.
Onu dualarla anacağız.
Fatihalarla uğurlayacağız.
Başta ailesi olmak üzere, tüm meslektaşlarına ve sevenlerine sabır diliyorum.
Allah mekânını cennet eylesin.
Üzüldük…
Hem de çok üzüldük…
Ama hayatın değişmeyen gerçeği var:
Hepimiz bu yolun yolcusuyuz.
Onunki biraz erken oldu…
Ama bıraktığı izler, çok derin oldu…