Bir zamanlar evimizin bir köşesinde mutlaka bir ansiklopedi bulunurdu. Bir bilgiye ulaşmak için ciltler karıştırır, sayfaların arasına küçük kâğıtlar sıkıştırırdık. Aradığımızı bulamadığımızda yalnızca bilgiye değil, o bilgiye ulaşma yöntemine de kafa yorardık. Bilgiye ulaşmak emek isterdi, emek vermek o bilgiyi kıymetli kılardı. Bugün ise başparmağımız ekran üzerinde kayıyor ve dünya önümüze seriliyor. Bir dönem bilim insanları DNA üzerinden insan klonlamayı tartıştı. İnsan üretmek mümkün olmadı. Belki de bunun üzerine başka bir yol seçildi. Madem insanı kopyalayamıyoruz, o zaman zekâsını taklit edelim dediler. Adını da yapay zekâ koydular. Düşünürken sorgulardık, şimdi teslim oluyoruz. Telefon artık cebimizde taşıdığımız bir cihaz değil. Adeta zihnimizin uzantısı. Sosyal medyada karşımıza çıkan içerikler, izlediğimiz videolar, okuduğumuz haberlerin çoğu bizim özgür tercihimiz değil, bir algoritmanın bizim adımıza yaptığı seçimler. Fark etmeden yönlendiriliyor, fark etmeden alışıyoruz. Alıştıkça da sorgulamıyoruz. Elbette inkâr edemeyiz, yapay zekâ hayatı kolaylaştırıyor. Bilgiye saniyeler içinde ulaşıyoruz. Öğrenciler araştırmalarını hızla tamamlıyor. İş dünyasında raporlar dakikalar içinde hazırlanıyor. Sağlıkta teşhis sistemleri gelişiyor, finans dünyasında risk analizleri hızlanıyor, eğitimde kişiselleştirilmiş içerikler üretiliyor. Ancak hız her zaman ilerleme midir? Bir doktorun teşhis sürecinde yazılımlar belirleyici olmaya başlıyorsa, bir muhasebecinin hesaplamalarını sistemler devralıyorsa, bir gazetecinin yazısını algoritmalar kaleme alıyorsa zaman şu soruyu sormak kaçınılmazdır, İnsan ne yapacak? Daha da önemlisi, İnsan düşünmeye devam edecek mi? Mesele yalnızca mesleklerin dönüşmesi değil. Asıl mesele zihinsel kaslarımızın zayıflaması. Her sorunun cevabını hazır aldığımızda, her metni makine yazdığında, her kararı algoritmalar verdiğinde; düşünme, araştırma ve sorgulama becerilerimiz körelmez mi? Konfor bağımlılık üretir, kolaylık zamanla tembelliğe dönüşebilir, hazır bilgi, hazır fikirler doğurur. Oysa insan dediğimiz varlık, sorgulayan, yanılan, yeniden deneyen ve üreten bir özne değil midir? İnsan hatayla büyür. Çabalayarak derinleşir. Zorlanarak güçlenir. Eğer her zorluğu teknolojiye devredersek, geriye hangi becerimiz kalır? Yapay zekâ doğru kullanıldığında büyük bir imkândır. İnsanlığın birikimini hızlandırabilir, hataları azaltabilir, yeni ufuklar açabilir. Ancak direksiyon hâlâ insanda olmalıdır. Makine hız kazandırır; yön duygusu vermez. Yönü belirleyecek olan akıl, vicdan ve sorumluluk bilincidir. Unutmamak gerekir ki teknoloji tarafsızdır. Onu faydalı ya da tehlikeli kılan, kullanan insanın niyetidir. Basit bir örnekle düşünelim: Marketten aldığınız unu elemezseniz kekiniz kabarmaz. Sütü doğrudan kaynatır, süreci bilmeden yoğurt yapmaya kalkarsanız sonuç hüsran olabilir. Malzeme tek başına yeterli değildir. Bilgi gerekir. Emek gerekir. Süreç bilgisi gerekir. Yapay zekâ da böyledir. Araçtır. Malzemedir. Onu nasıl kullanacağımızı bilmezsek, ortaya çıkan ürün bizi geliştirmek yerine bizi sıradanlaştırabilir. Gelecek belki daha fazla yapay zekâ ile şekillenecek. Belki meslekler değişecek, belki alışkanlıklarımız dönüşecek. Ancak insan kalmak, düşünmek, sorgulamak ve üretmek hâlâ bizim elimizde. Asıl soru şu: Sorgulamadan yaşadığımız daha kolay bir hayat mı istiyoruz, Karar gerçekten bizim. 
Peki gerçekten zekâ mı büyüyor, yoksa biz mi küçülüyoruz?
Yoksa daha sorgulayıcı, araştıran güçlü bir zihin mi?
Güzel bir yazı