Erzurum bağırmaz.
Çünkü bağırmak, derdi hafifletir.
Bu şehir ise derdini hafifletmez, taşır.
Kar yağdığında sokaklar sessizleşir. Ayak izleri bile temkinlidir bu şehirde. İnsanlar hızlı yürümez, yüksek sesle konuşmaz. Çünkü Erzurum’da herkes bilir ki bazı şeyler yüksek
sesle söylenmez; yaşanır.
Bir sabah erken saatlerde açılan dükkân kapısı,
Bir annenin çocuğunun montunu çekiştirmesi,
Bir işçinin soğuğa rağmen beklediği servis…
Bunların hiçbiri haber olmaz belki ama hepsi gerçektir.
Gazeteci bu şehirde sadece yazan değil, tanık olandır.
Erzurum, sabırla yoğrulmuş bir şehirdir. Soğuk, burada sadece hava durumunda geçmez; hayatta da vardır. Ama bu soğuk, insanları sertleştirmez. Aksine, birbirine daha çok yaklaştırır. Çünkü bu şehirde insanlar bilir: Ayazda yalnız kalanın hali zordur.
Bugün Erzurum’da birçok insan konuşmuyor.
Konuşamadığı için değil.
Konuşursa kırılacağı için.
Gençler gitmeyi hayal ediyor, yaşlılar kalmayı öğrenmiş. Ortada bir şehir duruyor; ne tam terk edilmiş ne de tam sahiplenilmiş. Erzurum, çoğu zaman kendini savunmuyor. Ama bu, vazgeçtiği anlamına gelmiyor.
Bu şehir çok kez unutuldu.
Ama hiçbir zaman kendini unutmadı.
Bir gazeteci için Erzurum, kolay bir şehir değildir. Çünkü burada manşetlik cümleler yoktur. Küçük ama ağır gerçekler vardır. Yazarken süsleyemezsiniz. Abartamazsınız. Çünkü Erzurum gerçeği sevmez, doğruluğu ister.
Burada gazetecilik, bir fotoğraf karesinden fazlasıdır.
Bir bakışı anlamaktır.
Bir suskunluğun nedenini yazabilmektir.
Erzurum bağırmaz.
Ama duyan için çok şey söyler.
Ve belki de bu yüzden, bu şehirde yazılan her doğru cümle, sadece Erzurum’a değil; memlekete aittir.
Kalın selametle…
Emirhan Hınıslıoğlu