Erzurum deyince çoğumuzun aklına ilk gelen yerler Ulu Camii, Kale ve Üç Kümbetler olur. Ama son yıllarda şehrimiz, sadece tarihi mekânlardan ibaret olmaktan çıkıp, kültür ve sanat dolu bir deneyim şehrine dönüştü. Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde açılan konaklar, atölyeler ve müzeler sayesinde Erzurum artık hem tarihini hem de geleneksel sanatlarını yakından tanıyabileceğiniz bir şehir hâline geldi.
Ben de geçtiğimiz günlerde bu rotayı baştan sona gezme fırsatı buldum. Önce Geleneksel Türk Sanatları Atölyesi’yle başladım. Hat, tezhip, ebru ve koreografi sanatının “ustaların dili” ile anlatıldığı bu atölyede, eserlerin arkasındaki incelikleri öğrenmek insanı büyülüyor. Ustalar burada sadece eser üretmiyor, aynı zamanda sanatın yolunu gösteren birer rehber gibi, ziyaretçilere bilgilerini aktarıyorlar. Ebru desenlerinin su üzerindeki hareketi, hat sanatındaki ince detaylar insanı adeta başka bir dünyaya taşıyor.
Atölyenin hemen yanında karikatür atölyesi ve Vedat Refaeli’nin konağı yer alıyor. Karikatür atölyesinde çizerlerin diliyle, çizim tekniklerini öğreniyor ve onların gözünden dünyayı görebiliyorsunuz. Vedat Refaeli’nin konağı ise kişisel koleksiyonları ve tarihî objeleriyle ayrı bir cazibe merkezi.
Üç konak arasında, üst katında “Sahaf” yazan konak ise henüz açılmayı bekliyor. Burası açıldığında kitap severler için gerçek bir hazine olacak. Şimdilik gözlerimizi dört açmakla yetiniyoruz; ama şehrin kültürel dokusuna kattığı değeri şimdiden hissetmek mümkün.
Konakların arka tarafında Erzurum Şehir Arşivi (ERŞA) yer alıyor. Burada Erzurum’un geçmişine dair belgeler, fotoğraflar ve çok sayıda dokümanı görebiliyorsunuz. Tarih meraklıları için burası adeta bir hazine. Arşivin hemen karşısındaki Erzurum konağı ise geleneksel yaşamı adeta iliklerinize kadar hissettiriyor. Mutfağı, sekisi, kurunu, bar kiyafeti giymiş Dadaşları ve ehrama bürünmüş Dadaş anasını görmek mümkün. Üst katta ise maket ustası Doğan Hattaoğlu’nun el emeği göz nuru eserleri sizleri bekliyor.
Bir sonraki durak Sümmani Baba Gelenek Evi oldu. Burada Türkü dinledim, çayımı yudumladım ve geleneksel Erzurum sohbetine katıldım. İnsan, böyle anlarda şehrin ruhunu daha iyi anlıyor. Biraz yürüyerek ulaştığım Erzurum Büyükşehir Belediyesi Dil ve Edebiyat Konağı ise tam bir kültür merkezi. Burada Erzurum edebiyatının tüm yönlerini görebiliyor, kitapları inceleyebiliyor, şiirleri dinleyebiliyorsunuz.
El sanatları denilince akla gelen bir başka durak ise Erges Konağı. Kırlangıç kubbenin altında çayınızı yudumlarken, ustaların diliyle yol gösteren rehberleri tanıyorsunuz. Onların anlattığı hikâyeler, eserlerin ardındaki anlamları ve şehrin geleneklerini gözler önüne seriyor. Üst katta odada dinlenmek mümkün.
Erges Konağı’nın hemen yanında, Turk-Ermeni Araştırmaları Müzesi hizmet veriyor. Burada Ermenilerin yaptıkları zulümlere tanıklık edebiliyor, ilgili kitapları inceleyebiliyor ve Erol Kürkçüoğlu ile sohbet ederek tarihi perspektifinizi genişletebiliyorsunuz. Son durağım ise Yavuz Usta’nın ahşap atölyesi oldu. Ahşap işçiliğinin inceliklerini gözlemlemek ve ustaların rehberliğinde anlatılan teknikleri öğrenmek gerçekten keyifliydi.
Tüm bu deneyimlerden sonra bir kez daha fark ettim ki Erzurum artık sadece tarihi mekânlardan ibaret değil. Şehirde gezilecek pek çok kültürel ve sanatsal durak var. Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’e, şehrin kültür ve sanat hayatını bu şekilde zenginleştirdiği için ne kadar teşekkür etsek azdır.
Erzurum’a yolunuz düşerse, sakın sadece klasik rotayı takip etmeyin. Bu konaklarda, atölyelerde, müzelerde ve sohbetlerde Erzurum’un gerçek ruhunu, tarihini ve sanatını göreceksiniz. Her bir köşe, her bir eser ayrı bir hikâyeyi anlatıyor; üstelik bu hikâyeyi en iyi anlatanlar, ustaların diliyle yol gösteren rehberler oluyor.