Osmanlı İmparatorluğu’nun 1760’lı yıllarda başlayan birinci sanayi devrimindeki gelişmeleri kendi yapısına adapte edemediği ve bu yüzden batıdaki teknolojik gelişmelerin gerisinde kaldığı bilinmektedir. Gelişmelerin gerisinde kalınmasına bağlı olarak dünyanın en önemli devletlerinden birisi olan imparatorluktaki sanayi sektörünün genel durumunu şu şekilde özetlemek mümkündür.
Osmanlı sanayi büyük ölçüde tüketim malları üretiminde yoğunlaşmıştır. Ara ve yatırım malları üreten sanayi dalları yoktur. Gıda ve tekstil sanayi dalları, toplam işyerlerinin %55,4’ünü kapsıyordu. Bu iki sanayi dalının sanayi sektörü toplam üretim değerindeki payı, %82,3 idi.
Osmanlı sanayi tarıma dayanıyordu. Mevcut sanayi kuruluşları da iç tüketimi karşılamaya yönelikti. Zaten ihracat yapmaları beklenemezdi. 1838 ticaret antlaşmasından sonra giderek iç tüketimi karşılamadan da uzaklaşmışlardı. Örneğin, ipekli dokuma sanayi iç tüketimin %4,5, pamuklu dokuma sanayide iç tüketimin %9,5’ini ancak karşılayabiliyordu. Oysa, bu sanayi dalları 19. yüzyılın ilk yarısında iç tüketimin tamamını karşılıyor ve ihracat yapılıyordu.
Sanayi üretimi iç tüketimi karşılayamıyor, yoğun bir ithalat vardı.
Sanayide aşırı derecede bölgesel yoğunlaşma vardı.1913-1915 yılları arasındaki sanayi sayımı sonuçlarına göre, sanayi kuruluşlarının %55’i İstanbul, %22’si ise İzmir’de bulunmaktaydı. Sanayideki bölgesel yoğunlaşmanın sebeplerine bakıldığında; Sanayinin çoğunlukla azınlıkların ellerinde olması ve azınlıklarında İstanbul ve İzmir civarında olması, sanayi hammadde ve aramallarının o bölgede olması, ulaşım olanaklarının o bölgede olması, batılı devletlere en yakın bölge olması. Bu durumun günümüzde de çok fazla değişmediğini söylemek mümkündür.
Osmanlı sanayinde yabancı sermayenin payı düşüktü. Peki yabancı sermayenin yerli sermayeden daha avantajlı durumda olduğu bu ülkede hem de her türlü güvencenin sağlandığı bir ortamda neden yabancı sermaye yatırım yapmıyordu?.
Bunun Sebebi;
Osmanlı topraklarında ticaret, ulaştırma ve bankacılık sanayiden daha fazla karlılık vaadeden sektörlerdi. Osmanlı toprakları üzerinde ithalat yerli üretimden daha fazla teşvik görüyordu. Yabancıların bu durumda, kendi ülkelerinde imal edilmiş malları Osmanlı topraklarında pazarlamaları daha rasyonel idi.
Oysa, Sınai üretim Osmanlı topraklarında yapılacak olsa;
Altyapı, enerji ve nitelikli işgücü yetersizliğinden dolayı pahalıya mal olacaktı.
Osmanlı sanayinde büyük sanayi kuruluşları %100’e yakın oranda devlet tarafından tesis edilmekteydi.
Sanayi kuruluşlarında çevirici güç yetersiz, teknoloji geri ve kullanılan enerji daha çok kol gücüne dayanıyordu.
Kısacası Osmanlı İmparatorluğu sanayi toplumu değil, tarım toplumuydu denilebilir. Var olan sanayi sektörünün de büyük oranda azınlıkların kontrolünde olduğu anlaşılmaktadır. 1915 yılında yapılan sanayi sayımına göre, Türkler sermayedar ve işçi olarak sadece %15 pay tutarken, Rumlar sermayedar olarak %50, işçi olarak %60 pay tutmaktaydı. Yine Ermeniler sermayedar olarak %20, işçi olarak %18 pay tutarken, Yahudiler ise sermayedar olarak %15, işçi olarak % 7 paya sahiptiler. Bu verilere göre, Ermenilerin tarihi süreç içerisinde Türklere yönelik asılsız iddiaları çürütülebilir. Çünkü, Osmanlı İmparatorluğu’nda hem sermayedar hem de işçi olarak Ermeniler Türklerden daha fazla pay tutmaktadırlar.
Verileri teyit için şu kaynaklara bakılabilir: Hüseyin Şahin, Türkiye Ekonomisi; Rıdvan Karluk, Türkiye Ekonomisi; Erdinç Tokgöz, Türkiye’nin İktisadi Gelişme Tarihi (1914-1918); Şevket Pamuk, Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi.