Rivayet olunur ki:
Abbasi hükümdarı Harun Reşit (763-809), savaşta esir aldığı düşman Generaline:
-Hayatını bağışlarım ama bir şartım var
der...
-Kadınlar hayatta en çok ne ister? Bunu bilmek istiyorum. Bu sorunun yanıtını bul getir, hayatını bağışlayayım…
…
General surlarla çevrili şehrin sokaklarına dalar, orda bulamaz, bütün Abbasi ülkesini dolaşır, sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını arar, arar, arar ve nihayet Kafdağı’nın ardındaki bir cadının yanıtı bildiğini bir kâhinden öğrenir...
★★
Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:
-Kadınlar hayatta en çok ne ister?
Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değildir.
-Evlen benimle! O zaman öğrenirsin ancak istediğini… Yolun sonunda ölüm olunca bu teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz da koşar Harun Reşit’e:
-Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!..
der. Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar, ancak General cadıya da evlenmek için söz vermiştir...
İlelnihaye evlenirler.
İlk gece General bir de bakar ki, o korkunç cadı dünyalar güzeline dönüşmüş karanlık odada. Konuşur:
-Benim kaderim böyle; günün sadece yarısında güzel olabilirim, diğer yarısında çirkinim.
Der ve devam eder:
-Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım, yoksa sen gündüzleri dışarıdayken mi?
General düşünür ve:
-Sen bilirsin kararı kendin ver,
der. İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalma ayrıcalığı kazanır…
Bu anlatıdan üç ders çıkıyor:
1. Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.
2. Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir...
3. İster güzel ister çirkin olsun; her kadın aslında -isterse tabii- cadılık derecesinde zekidir. (Bunu bütün kadınların affına sığınarak ve tabii zekalarına inanarak yazdım)
Sonuçta hayatınız; birlikte yaşamayı ve daha doğrusu, özgürlük aşkına karşın adını kalbinize ebediyen kazımayı seçtiğiniz kadındır. İyisiyle, kötüsüyle…
Doğru değil mi?
★★
Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, zeki bir kadına rastlarsanız zekânız gelişir...
Ya da Sokrates’in dediği gibi huzursuz bir hayat, belki sizi üzer ama sonunda filozof yapar!
Hayat kat kattır; tıpkı Babil’in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi sadece kadınlar götürebilir; erkeğin gücü de mâhirliği de o basamakları tek başına aşmasına yetmez...
Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, hayatınızdaki kadının terası, manzarası ve genel hatlarıyla da -kabul edin ya da etmeyin- onun hayatıdır…
Bir düşünün.
Öyle değil mi?