Günlerdir Türkiye'nin gündeminde Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli var. Tartışmanın odağında ise giydiği tayt ve ardından gelen görevden alma kararı...
Ancak mesele gerçekten bir tayt meselesi mi? Bana göre değil...
Aslında yaşananlar, son yıllarda kamu yöneticilerinin sosyal medya kullanımı ile devlet ciddiyeti arasındaki hassas dengenin yeniden tartışılmasına neden oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son Valiler Buluşması'nda bu konuya dikkat çekmiş ve önemli bir uyarıda bulunmuştu:
"Beğeni almak, gündeme gelmek gibi kaygılarla ölçünün kaçtığını görüyoruz. Devletimizin ciddiyetine yakışmayan sahneler ortaya çıkmakta, iletişim çalışması ya iletişim kazasına ya da iletişim krizine dönüşmektedir."
Benzer uyarılar İçişleri Bakanlığı tarafından da vali ve kaymakamlara yapılan toplantılarda sık sık dile getirildi. Çünkü devlet geleneğinde bazı makamlar yalnızca bir görev değildir; temsil makamıdır.
***
Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli'nin tartışılması sadece son görüntüsüyle başlamadı. Daha önce makamında eşofmanla misafir kabul etmesi, bunu sosyal medya hesabından paylaşması ve kamuoyunda oluşan farklı algılar uzun süredir konuşuluyordu.
Son olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan'ı spor kıyafetiyle karşılaması bardağı taşıran son damla oldu. Ardından gece yarısı yayımlanan kararnameyle merkeze alındı. İşte tartışma da tam burada başladı.
***
Sosyal medyada birçok kişi, merhum Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun rafting yaparken çekilmiş fotoğraflarını paylaşarak, "Bununla bunun farkı ne?" diye sordu.
O farkı yaşayanlardan biri olarak söyleyebilirim ki; çok büyük fark var. O fotoğrafın çekildiği gün ben de Show TV muhabiri olarak oradaydım. O yıllarda Erzincan-Erzurum kara yolundaki Sansa Geçidi, terör örgütünün sık sık yolu keserek eylem yaptığı, vatandaşın korkarak seyahat ettiği bir bölgeydi.
Recep Yazıcıoğlu'nun rafting yapması ya da spor kıyafeti giymesi bir sosyal medya gösterisi değildi. Devletin, "Biz buradayız." mesajını en güçlü şekilde vermesiydi. Aynı zamanda Erzincan'ın terörle değil, doğasıyla, turizmiyle anılması için verilmiş cesur bir mücadeleydi.O kare yalnızca bir fotoğraf değildi. Erzincan'ın kaderini değiştiren sembollerden biriydi.
Şunu da özellikle belirtmek gerekir ki Recep Yazıcıoğlu, görev yaptığı hiçbir yerde devlet geleneğinin dışına çıkmadı. Makamının ağırlığını da halkla kurduğu sıcak ilişkiyi de aynı anda taşımayı başardı.
***
Ardahan'da ise bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Vali Çiçekli'nin görevden alınmasının ardından çok sayıda Ardahanlı sosyal medyada tepki gösterdi. Çünkü onlar, Vali'nin özellikle turizm alanında yürüttüğü çalışmaları önemsiyor, yıllardır yapılmayan projelerin hayata geçtiğini düşünüyor ve görevine iade edilmesini istiyor.
Bu tepki küçümsenmemeli. Aksine, Ankara'nın dikkatle okuması gereken bir fotoğraf var burada. Çünkü Doğu Anadolu'da insanlar valilere sadece devletin temsilcisi olarak bakmıyor; aynı zamanda şehrin kalkınmasının öncüsü olarak görüyor.
Bunun nedeni de belli. Yerel dinamikler yeterince güçlü olmayınca, yatırımın da, vizyonun da, koordinasyonun da yükü çoğu zaman valilerin omzuna biniyor. Bugün Erzurum'un, Kars'ın, Ardahan'ın, Iğdır'ın yaşadığı gerçek budur.
***
Hatırlayın...
Palandöken Kayak Merkezi'nin bugünlere gelmesinde dönemin Valisi Mehmet Ağar'ın ortaya koyduğu iradenin büyük payı vardı. Dedeman yatırımının önünün açılması, bugün Erzurum'un en önemli marka değerlerinden birinin temelini oluşturdu.
Bazen bir valinin vizyonu, yıllarca konuşulacak yatırımların başlangıcı olabiliyor. İşte doğu insanı da bunu bildiği için valilerden çok şey bekliyor. Çünkü çoğu zaman başka güveneceği güçlü bir mekanizma göremiyor.
Oysa Ankara'da, İstanbul'da ya da Gaziantep'te vatandaşın validen beklentisi aynı ölçüde değil. Oralarda sistem işliyor. Burada ise çoğu zaman sistemi ayakta tutan kişi vali oluyor.
***
Bu nedenle meseleye sadece bir kıyafet tartışması olarak bakmak eksik kalır.
Evet...
Devlet geleneğinin korunması gerekir.
Devleti temsil eden makamların ciddiyeti tartışılmaz.
Ancak öte yandan doğu illerinin neden hala bir valiye bu kadar ihtiyaç duyduğunu da sorgulamak gerekir. Asıl konuşmamız gereken konu budur. Çünkü bu şehirler ne taytla kalkınır ne de bisikletle...
Şehirleri kalkındıracak olan ortak akıl, güçlü kurumlar, üretim, yatırım ve birlikte hareket etme kültürüdür. Vali ise bu orkestranın şefidir. Güzel bir senfoni çıkıp çıkmayacağını ise yalnızca şef değil, orkestradaki bütün enstrümanlar belirler.