I. Dünya Savaşı Erzurum’un üzerinden bir kâbus ve fırtına gibi geçmişti. Anadolu’nun hiçbir yerinde savaşın dehşeti Erzurum’daki kadar kendini göstermemişti. Şehirdeki tahribatın boyutları dayanılmaz derecedeydi. Gençler sınır bölgelerinde savaşmaya giderken, ihtiyarlar yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kalmıştı. Şehirde kalanların çoğu ise Ermeni çeteleri tarafından katledilmişti. Kurtuluştan sonra belediyenin yaptığı ilk iş, işgalin son günlerinde Ermeni çeteleri tarafından katledilmiş olan binlerce Türk’ün defnedilmesiydi. Öldürülen Türkler, şehrin 12 Mart’ta geri alınmasından sonra, katliamdan sağ kurtulmuş olan kadın ve erkekler tarafından çeşitli mezarlıklara defnedildi. Özellikle Kavak Mahallesi’nin alt kısmındaki mezarlıkta 15 metre uzunluğunda ve altı metre genişliğinde toplu mezarlar açılarak defin işlemi gerçekleştirildi. Katledilenlerin sayısı o kadar çoktu ki defin işlemleri ancak 52 saate bitirilebilmişti.
Diğer taraftan şehirde büyük bir mesken sıkıntısı çekilmekteydi. Aç ve çıplak bir şekilde yurtlarına dönen muhacirler, başlarını sokacak bir yer bulmakta zorlanıyorlardı. Zaruri gıda maddeleri ve özellikle ekmek bulmak oldukça güçtü. Erzurum işgalden kurtarıldığında şehrin çarşılarında bir tek fırın bile bulunmuyordu. Ancak birkaç ay içerisinde hükümetin teşvikiyle 19 fırın açılmış ve halkın hizmetine sunulmuştu. Öte yandan I. Dünya Savaşı’nın getirdiği enflasyonist baskı ile eşya fiyatları büyük oranda artmıştı. Öyle ki, Türkiye genelinde savaş öncesine nazaran fiyatlar ortalama 12 kat artarken, Erzurum’da 14 kat yükselmişti.
Kurtuluştan hemen sonra, askerî makamlar tarafından Erzurum Vali Vekili tayin edilen ve Belediye Başkanlığını da geçici olarak yürüten Kaymakam Recep Bey tarafından 18 Nisan 1918’de Dâhiliye Nezaretine gönderilen telgrafta, Erzurum’un tespit edilen acil ihtiyaçları şöyle arz edilmekteydi:
1. Yalnız Erzurum şehir merkezinde günlük yiyeceklerini tedarikten aciz ve cidden muhtaç 8.000’den fazla nüfus mevcuttu. Gerek şehirde gerekse çevre köy ve ilçelerde tahkikat henüz bitmemişti ve bu rakamın en az 40.000 olacağı tahmin ediliyordu.
2. Vilayette yapılması gereken o kadar çok işe rağmen, ne jandarma, polis, ne de memur kadroları bu işleri kısmen olsun yürütecek durumda değildi. Bu gibi kadrolar yok demek daha doğruydu.
3. Vilayetin geçirdiği buhran ve yaşadığı tahribat pek büyüktü. Merkezde bina ve meskenlerin yarıdan fazlası oturulamayacak durumdaydı. Köyler harap bir hale gelmişti. Birçoklarının sakinleri yersiz yurtsuz kalmıştı. Bunların geçici olarak mamur köylere yerleştirilmesi düşünülmekteydi.
4. Erzurum’da ziraat mevsimi pek kısaydı. Diğer taraftan halkın elindeki nakil vasıtalarının üçte ikisine eşya nakli için devlet tarafından el konulmuştu. Halkın elindeki bu vasıtalarla ekim yapabilmeleri için gereken tohumluk konusunda bu tarihe kadar ciddi bir adım atılmamıştı. Yakın gelecekte halkın ölümle burun buruna gelmemesi için, acilen üçte ikisi arpa ve biri buğday ve patates olmak üzere 200 ton tohumluğa ihtiyaç vardı.
Savaştan önce önemli bir tarım ve hayvancılık bölgesi olan Erzurum, savaş sonrasında ziraat için gerekli olan hayvan gücünü ve tarım aletlerini kaybetmişti. Yurtlarına geri dönmüş olan Erzurum halkı böyle bir ortamda açlıkla burun buruna geldi. 1918 kışını zorluklara göğüs gererek geçiren halk, 1919 yılında hiç olmazsa bir parça arazi ekerek açlıkla mücadele etmek için kendilerine tohumluk verilmesi amacıyla Erzurum Valiliğine müracaat etmeye başladı. Fakat uzun süre istenilen cevap alınamadı.
Bölgenin 1919 yazındaki genel durumu, yaklaşan kışın çok zor geçeceğinin işaretiydi. Halk, toprağı ekme imkânından mahrumdu. Ulaşım vasıtalarının azlığı, tohum ve ziraat aletleri elde etmeyi engelliyordu. İnsanlar genellikle “ebegümeci” ve “evelik” denilen yabani otları yemek zorunda kalıyordu. Dışarıdan yiyecek yardımı yapılmadıkça yaklaşan kış aylarında bölge halkı açlık ve ölümle yüzleşmek zorunda kalacaktı.