Tarih, bazı şehirleri coğrafi konumlarıyla değil, milletlerin kaderini değiştiren duruşlarıyla yazar. Erzurum da bu şehirlerden biridir. Sert iklimi, yiğit dadaşları ve köklü kültürüyle tanınan bu kadim şehir, her şeyden önce millî refleksin, vatan sevgisinin ve bağımsızlık ruhunun en güçlü hissedildiği Anadolu şehirlerinden biridir. Bu nedenle 23 Temmuz Erzurum Kongresi, yalnızca bir kongrenin yıl dönümü değil; Türk milletinin bağımsızlık iradesini dünyaya ilan ettiği tarihî bir dönüm noktasıdır.
Anadolu'nun kilidi olarak nitelendirilen Erzurum, tarih boyunca stratejik konumu nedeniyle sayısız istilaya maruz kalmıştır. Ancak yaşadığı her işgal, her acı ve her kayıp; Erzurum insanının devletine, bayrağına, vatanına ve bağımsızlığına olan bağlılığını daha da güçlendirmiştir. Öyle ki hürriyet tutkusu, dadaşların karakterinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş, adeta nesilden nesile aktarılan bir mirasa dönüşmüştür.
Bu gerçeği en güzel ifade eden isimlerden biri de Prof. Dr. Mehmet Kaplan'dır. Kaplan, Erzurum'u tarif ederken, "İstanbul'da ahaliyi, Erzurum'da ise milleti görürsünüz." sözüyle bu şehrin millî karakterini veciz bir şekilde ortaya koymuştur. Çünkü Erzurum'da vatan sevgisi sadece bir duygu değil, hayatın merkezinde yer alan bir inançtır.
Dadaşlar, yüzyıllardır "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır." anlayışını yalnızca sözle değil, canları pahasına verdikleri mücadelelerle ispat etmişlerdir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi sırasında Aziziye Tabyaları'nda yaşanmıştır. Nene Hatun ve isimsiz binlerce kahramanın yazdığı destan, Erzurum'un bağımsızlık uğruna neleri göze alabileceğini tüm dünyaya göstermiştir.
30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi sonrasında Doğu Anadolu'nun Ermenilere bırakılmasının gündeme gelmesi üzerine Erzurum yeniden ayağa kalkmıştır. "Vilâyat-ı Şarkiye Ermenistan olamaz." haykırışı yalnızca bölgesel bir tepki değil, milletin kaderine sahip çıkan tarihî bir duruş olmuştur. Bu amaçla kurulan Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi, Millî Mücadele'nin teşkilatlanma sürecinde hayati bir görev üstlenmiştir.
Aynı dönemde Oltu'da kurulan Oltu İslam Komitesi ve ardından teşekkül eden Oltu Şûra Hükûmeti, Türk milletinin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin ilk örneklerinden biri olarak tarihte yerini almıştır. Yaklaşık on üç ay varlığını sürdüren bu yönetim, Millî Mücadele ruhunun Doğu Anadolu'daki güçlü yansımalarından biri olmuştur.
15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunan işgaline uğramasının hemen ardından, 16 Mayıs'ta Erzurum'da düzenlenen büyük protesto mitingi de bu şehrin millî duyarlılığını açıkça göstermektedir. Yapılan protestoların padişaha, hükûmete ve yabancı devlet temsilciliklerine gönderilmesi, Erzurum halkının yalnızca kendi şehrini değil, bütün vatanı sahiplendiğinin açık göstergesidir.
Bu millî bilinç, 17 Haziran 1919'da gerçekleştirilen Erzurum Vilayet Kongresi ile daha güçlü bir teşkilatlanmaya dönüşmüştür. Kongrede göçün önlenmesi, eğitimin geliştirilmesi, ekonomik ve dinî teşkilatlanmanın güçlendirilmesi, Osmanlı Devleti'nden ayrılmama iradesinin korunması ve Doğu vilayetlerinin ortak savunmasının sağlanması gibi son derece önemli kararlar alınmıştır. Bu yönüyle Erzurum Vilayet Kongresi, daha sonra gerçekleştirilecek Millî Mücadele'nin fikrî ve teşkilat altyapısını hazırlayan en önemli adımlardan biri olmuştur.
Mustafa Kemal Paşa'nın 3 Temmuz 1919'da Erzurum'a geldiğinde karşısında hazır bir teşkilat, bilinçli bir halk ve mücadeleye inanmış bir şehir bulması tesadüf değildir. Erzurum, Millî Mücadele ateşinin yakılacağı zemini çok önceden hazırlamıştı. Bu hazırlık, 23 Temmuz'da başlayacak tarihî kongrenin başarısının da en önemli teminatı olmuştur.
Müştak Sıtkı Dursunoğlu'nun o karanlık günlerde kaleme aldığı şu dizeler, Erzurum'un ruhunu en güzel şekilde özetlemektedir:
"Tarihler ağlar vatan yanarken,
Eller öz vatanda nara atarken,
Ufukta ümidin nuru batarken,
İlk sesi haykıran yüce Erzurum,
Vatanı kurtaran yüce Erzurum,
Ümitsizlikleri kıran Erzurum."
Gerçekten de ümitsizliğin hâkim olduğu günlerde ilk umut ışığı Erzurum'dan yükselmiştir.
23 Temmuz 1919'da toplanan Erzurum Kongresi, yalnızca bölgesel bir toplantı değil, Türk milletinin geleceğini şekillendiren tarihî bir irade beyanıdır. Kongrede "Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz." ilkesi kabul edilmiş; manda ve himaye kesin bir dille reddedilmiş; Kuvâ-yı Milliye'nin etkin, millî iradenin ise hâkim olması gerektiği kararlaştırılmıştır. Daha sonra Misak-ı Millî'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturacak birçok düşünce ilk kez bu kongrede güçlü bir şekilde ortaya konmuştur.
Mustafa Kemal Paşa'nın, "Tarih bu kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir." sözü, aradan geçen bir asrı aşkın zamana rağmen anlamını korumaktadır. Çünkü gerçekten de tarih, Erzurum Kongresi'ni yalnızca Türk milletinin değil, bağımsızlık mücadelesi veren bütün mazlum milletlerin ilham aldığı büyük bir dönüm noktası olarak kaydetmiştir.
Bugün 23 Temmuz'u anarken yalnızca geçmişi hatırlamıyor; millet olmanın, birlik içinde hareket etmenin ve bağımsızlığın bedelini de yeniden idrak ediyoruz. Cumhuriyet'e giden yolun en önemli duraklarından biri Erzurum'dur. Bu nedenle 23 Temmuz, yalnızca Erzurum'un değil, bütün Türkiye'nin ortak gurur günüdür.
Dadaş diyarı, o gün olduğu gibi bugün de aynı kararlılıkla haykırmaktadır: Vatan söz konusu olduğunda, gerisi gerçekten teferruattır. Bu nedenle Erzurum Kongresi, tarihin altın sayfalarında daima milletimizin hürriyet manifestosu olarak yaşamaya devam edecektir.