Düne kadar bir külah dondurma için çifte kuyruklar olurdu
Nerde o sıcak günler?
Daha düne kadar gündüzleri ve akşamları olmak üzere ikili kuyrukların oluştuğu Erzurum’da ki dondurmacılar şimdilerde artık sinek avlamaya başladı. Hava sıcaklıklarında hissedilir derecede azalma olması karşısında yaza veda eden, kışa merhaba diyen sektörlerden biri de dondurmacılar oldu. Sıcak günlerin vazgeçilmez tatlılarından olan dondurma, yaz sezonunun sona ermesiyle gözden düşünce, dondurmacılara da tezgahlarını kaldırmak, üretim kapasitelerini azaltmak düştü. İnsana adeta ‘Nerede o sıcak günler’ deyimini hatırlatırcasına dondurmacıların yaşadıkları bir Erzurum gerçeğini gözler önüne sererken, artık hem alıcı hem de satıcı şimdiden yazın gelmesini iple çeker hale geldiler.
---
Osman Korkmaz, Ruhani’nin ‘Barış’ şiirini aranje etti, müzik dünyasına sundu
Saklı kalmadı!
Emrah, Sümmani, Reyhani, Mevlüt İhsani, Nihani gibi artık dünyaca Erzurumlu ünlü halk ozanlarımızdan birisi de kuşkusuz Aşık Ruhani’dir. Geçtiğimiz yılın ilk ayında kaybettiğimiz asıl adı Mustafa Temel olan Ruhani’nin de, diğer halk ozanlarımız gibi yazıp söyledikleri kıymetli hazine gibi. Öyle ki ‘Yola bakın belki gelen babamdır’ şiiri türkü formatına çevrilen, TRT repertuarına giren Ruhani artık bir şiiri ile de daha çok tanınırlığa kavuşacak. Oltu’lu başarılı özgün müzik sanatçısı, müzikolog Osman Korkmaz, yeni çıkan albümünde Ruhani’nin saklı kalmış bir şiirini türkü formatında besteledi ve çok da güzel okuyarak müzikseverlerin beğenisine sundu. Her bir satırı da mesaj yüklü bu şiir saklı kalmamalıydı zaten, öyle de oldu. Hele de işin içinde geleneksel değerlerimizi yaşatmak ve ustalarımızın eserlerini gelecek nesillere aktarmak gibi bir misyonumuz varken daha da kıymetlidir bu tür sunumlar.

***
İsteği üzerine Tortum’un Çamlıca mahallesinde defnedilerek ebedi istirahatgahında yatan Ruhani’nin oğlu Haluk Temel’den izin alarak onun Barış şiirini aranje ed
en Osman Korkmaz, marş havası da veren bu parçayı hem de Ensar Çelik prodüksiyonluğunda hazırlanan ‘Bilirim’ albümünü tanıttığı İbrahim Erkal Kültür Merkezi salonunda ilk defa seslendirdi. Evrensel bir eser niteliğinde ki, sözleri bugün de büyük anlamlar taşıyan şiiri başarılı bir şekilde müzikseverlerin huzuruna çıkartan Korkmaz, böylelikle bir taşla iki kuş birden vurmuş da oldu. Dilerim bu eser de bir şekilde repertuara girer, Ruhani ile birlikte Osman Korkmaz ismi de tarihe not düşer. ‘Bilirim, Adalet, Sorma, Vurulduk’ gibi çoğunu kendi yazıp bestelediği eserleri ile müzik dünyasına muhteşem bir giriş yapan Osman Korkmaz, Ruhani’nin ses getireceğe benzeyen eseriyle de iyi iş çıkartmıştır, aklına, gönlüne sağlık, satışı, alkışı bol olsun.
---
1400’lü yıllarda şehri terkedenler olmuş, şiddetli soğuktan dağdan inen geyikler, Ulucami’yi mesken tutmuş
Siz daha soğuk görmediniz!
Cemalettin Server Revnakoğlu, 1909-1968 yılları arasında yaşamış, asıl mesleği gazetecilik olan ancak son dönem tasavvuf, tekke kültürüne dair notlar tutmuş, yazılar yazmış, belge, vesika toplamış, eski eserler uzmanı, çok önemli bir isimdir. 1943 yılında yolu Erzurum’da kesişen Revnakoğlu, askerlik yaptığı 5 yıl süre içerisinde burada
da notlar almış, tarihe verdiği bilgi ve belgeler ile ışık tutmuş. ETÜ Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Prof.Dr.Murat Küçükuğurlu’nun da yeni çıkan ‘Anadolu’nun kilidi Erzurum’ kitabında da yer verdiği Erzurum ile ilgili bir bilgi, Revnakoğlu’nun ne denli önemli bir karakter olduğunu da ortaya koyuyor. Kendi el yazması ile Erzurum’un 1400’lü yıllarda inanılmaz bir kış yaşadığına, yöre halkının soğuktan başka illere göç etmek zorunda kaldığına dikkat çeken Revnakoğlu, ‘’Osmanlı öncesi Erzurum’da öylesine hüküm süren ağır şiddetli bir kıştı ki, dağlarda ki geyikler soğuktan korunmak için Ulucami’ye sığınmak zorunda kaldı ve burasını mesken tuttular’’ diyor.
***
Soğuktan kaçan Erzurumluların daha sonra önemli bir kısmının yeniden şehire döndüğüne yer verdiği Osmanlıca yazısında şiddetli kışı anlatan Cemalettin Server Revnakoğlu, geyiklerin de bir müddet sonra Ulucamiyi terkettiğini anlatıyor. Yani anlayacağınız, Saltukluların 1100’li yıllarda yaptığı belirtilen ve Müslüman Türklerin Erzurum’a ki ilk eserlerinden olan Ulucami, soğuktan kaçan geyiklerin evi olmuş. Bazı kaynaklarda da 7 yıl hüküm sürdüğü de ifade edilen Erzurum’un kışı için insanların kaçmak zorunda kaldıklarını düşününce şimdiki kışların onların yanında hafif kaldığını anlıyoruz haliyle.. Bugün 12 Kasım. Gündüz ince bir kazakla da geziyoruz, gezebiliyoruz. Nazım Hikmet’in de Kuvayı Milliye şirinde dediği gibi ‘kaskatı, dimdik ölür adam’ tasviri de sanıyorum nostaljik kaldı, bu benim son kararımdır.
---
Mekanın sahibi geldi
Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı tarafından kale önünde sanatçılara tahsis edilen eski Erzurum evlerinden birisi de zatımın sorumluluğunda ki Karikatür Atölyesidir. Geleneksel El sanatları atölyelerinin de yeraldığı eski konakların olduğu bölge, yerli yabancı turistlerin hergün akınına uğruyor. Bugün-yarın yapılacak protokol ile öğrencilere yönelik karikatür eğitiminin verileceği hanemizin eskiden Alman Kazım olarak tanınan serbest meslek sahibi bir ağabeye ait olduğunu bilirdik ama vefat ettiği için bu hanenin başka sakinleri var mıydı, yok muydu, merak içindeydik. Ailesi ile birlikte konağımızı ziyarete gelen Ali Vanlıoğlu, 2007 yılında vefat eden Alman Kazım lakaplı Kazım Dulkadiroğlu’nun kendisinin dayısı olduğunu belirtti, tek ve bekar yaşayan, hayır işlerinde kimsenin yarışamadığı dayısının vefatından sonra Büyükşehir Belediyesi’ne devredilen hanede çok anılarının bulunduğunu söyledi, hanenin yaşatıldığı için mutlu olduğunu belirtti.
--
Darlanan bir ben miyim?
Araç Muayene istasyonunda araç muayenesi sırası beklerken
Havuzbaşı’ndan Cumhuriyet Caddesine çıkarken Polisevi kavşağında trafik keşmekeşi ile karşılaşılmasından
Hastaneler Caddesi’nden Gez kavşağına indiğimde sola dönerken, sağ yanda ki aracın sola kırmasından
Gez Mahallesinden yaya olarak Çaykara Caddesi’ne yürürken işgal edilen daracık kaldırımlardan
Araştırma Hastanesinin Beyin Cerrahi Servisi’nde personelin dışarıdan sipariş ettiği lahmacunun kokmasından
Şehir Hastanesi’nde özellikle hafta sonu danışacağın bir görevli bulunmamasına, bulunamamasına
Sayıları hergeçen gün artan kafe 25’lerin birinde bile bir kütüphane olmayışına
Hergün sosyal medyasından hem de gülümseyerek bize poz veren fotoğrafları ile itici olduğunu anlamakta zorluk çekenlerden
Bir halk ozanını dinlerken bir başka halk ozanı için ‘ondan aşık olmaz’ demelerinden
Ürünlerini seçtirmeyen pazarcı esnafının kaba tavırlarından
Bir kahvehaneye veya kafeye girerken bütün bakışların bir süre sana çevrilmiş olmasından
Kasap ile kombina arasındaki et fiyatlarının yarı yarıya fark ediyor olmasından
Daha sarı ışık yeni yanmışken arkadaki araçtan korna çalınmasından
Vallahi merak ediyorum, bu şehirde bir darlanan ben miyim?
--

Heybesinden bir kitap daha çıkardı
Erzurum ile ilgili bir çok kitaba imza atan ve tarihe not düşen araştırmacı yazar, tarihçi ve arşivci Naci Elmalı, uzunca bir süre emek verdiği Necip Fazıl ve Erzurum kitabı nihayet çıktı. Büyükşehir Belediyesi yayınları olarak hazırlanan ‘Yüzyıllık bir hikaye’ diye lanse edilen kitap, meraklı okuyucularını beklemeye başladı. ‘’Kırk beş yıllık bir birikim, üç beş yıllık da geceli gündüzlü bir çalışmanın sonucu ortaya çıkan kitabımı, üzerinde hakkı bulunanlara ve yolumuzu açanlara ithaf ediyorum’’ diye önsözüne not düşen Erzurumlu yazar Naci Elmalı, böyle bir eserin yayın hayatına sokulmasında ki katkılarından ötürü özellikle de Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. Erzurum’da askerliğini yapan Necip Fazıl Kısakürek’in hayatı, hatıraları ve bir nevi kronolojisini ihtiva eden kitap, heybesini karıştıran Naci Elmalı’nın en uzun soluklu okunacak kitaplarından birisi olarak ünlü yayınevlerinin raflarında yeralmaya başladı. 2 bin liradan satılan 770 sahifelik kitapta Necip Fazıl Kısakürek’in Erzurum’da yaşadıkları da anlatılıyor, hakkında yazılıp, çizilen eserlere yer veriliyor.
--
TUTTUĞUM BABA SÖZLER: Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim! (Cemal Süreya)
DUVARIN DİLİ: Verilmiş onca emeğin ziyan olmuş halisin!
güzel bir yazı