Yazıma başlamadan önce beni takip edenler bilirler. Her platformda emekli haklarını, aldığı maaşı, geçim sıkıntısını, yıllarca emek harcayıp asgari ücret kadar dahi maaş alamadıklarını gündeme getirmiş ve çözüm önerileri sunmuş biriyim. En uygun ev kirasının 12 bin lira olduğu günümüz şartlarında emeklilerin pek çoğu 16.881 lira alıyor ki onların halini anlatmak için başka örnek vermeye herhalde gerek yoktur. Bunun yanında bankaların kredi kartı yıllık aidatı, 3 parça A4 kağıdına aldığı dosya masrafı gibi pek çok gelirini her daim eleştirmişimdir.
Asıl konumuza gelecek olursak, biliyorsunuz ülkemizde 5510 sayılı Kanun’un 93. Maddesine göre emekli maaşlarına, SGK prim borçları ve nafaka borçları dışında bloke koyulamıyordu. Bunun yanında kredi çekmek isteyen emekliye banka, “eğer borcu ödeyemezsen maaşına bloke koymama izin veriyor musun” diye sorsa, emekli de “evet çektiğim kredi borcumu ödeyemezsem maaşımdan alabilirsin,” diye sözleşme imzalansa dahi rıza hukuken geçersiz sayılıyor ve bankalar bu rızaya dayanarak maaş üzerinde kesinti yapamıyordu.
Bankalar, bu konuyu pek çok kez yargıya taşıdı ama Yargıtay Dairelerinin farklı farklı kararlar vermesinden dolayı bir türlü çözüme kavuşturulamadı. İşte farklı kararların önüne geçme noktasında Yargıtay Üst Kurulu, İçtihat Birleştirme Kararı ile kredi çeken emekliler rıza gösterirse bankalar maaşlarına haciz koyabilir, şeklinde karara vardı.
Yargıtay’ın içtihadı birleştirme kararına kamuoyunda, özellikle tüketici STK’larında yoğun bir tepki oluştu ve “emekli evine ekmek götüremezken bu kararı çıkarmak onları ölüme terk etmektir” gibi açıklamalar yapıldı.
Bakın içtihadı eleştirmek, emeklinin borcunu (ister zaruri, ister keyfi) ödememe hakkı vardır anlamına gelir. Daha açık ifade ile iktidar yetkilileri emeklilerin maaşını düşük tutuyorsa onlarda bankaları dolandırabilir şeklinde algılanır. Bu duruma çoğu emekli rıza göstermez ki bir kaç emekli çektiği krediyi ödeyemedi diye tüm emeklileri bu duruma düşürmek kimsenin hakkı değildir ve haklarını savunayım derken onlara zarar verir.
Diyelim ki mahalle bakkalından bir emekli aylık ödemeli olarak alışveriş yapıyor. Ödeme günü geldiğinde emekli, “devlet bana yüzde 16 zam verdi senin paranı ödeyemiyorum, benim maaşım zaten korunaklı, hiç bir işlem yapamazsın” diyebilir mi? Burada banka ile mahalle bakkalı arasında ne fark var? İki işletmede kârını koyarak birisi para veriyor, diğeri ihtiyaç ürünü. Başka bir örnekle durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Art niyetli bir emekli ve üzerine kayıtlı hiç bir varlık yoktur. Bu emekli bankadan kredi çekip tatilde, orada, burada harcarsa kredi veren banka bunu sorgulamasın mı? Ya da kredi verdiği tüm emeklilerin peşine paralar nereye harcanıyor diye dedektif mi taksın?!
Sonuç olarak emeklilerin kredi borcunu ödeyememesinin suçlusu ne banka, ne de Yargıtay’dır. Onları bu hale düşüren ekonomi yönetimidir ki bir itiraz edilecekse ekonomiyi yönetenlere edilmelidir, sıkıntısını gidermek için müşterisine para veren bankalara yada sorunu çözüme kavuşturan yargıya değil!