Ailelerin, çocuklarına çok zeki olduklarını telkin etmeleri, onlara kurulmuş en büyük tuzak olmaktadır. Emeği ikinci plana iten, kaderin gayrete âşık olduğu gerçeğine ters düşen bu tuzak ifadeler, gençlerin bilinçaltına çok çalışmadan, gayret sarf etmeden küçük bir çalışma ile başarılı olabileceklerini dikte etmektedir.
Her aile için çocuğu özel görünmektedir. Ailede ilgi ile yetiştirilen, bütün nazarları üzerine toplayan çocuklara yapılan aşırı iltifatlar çocukların ayaklarını zemine sağlam basmalarına engel olmaktadır.
Türkiye’de çocukların kendi hakikatleri ile yüzleşmeleri maalesef çok geç yaşlarda olmaktadır. Okullarda çocuklar aile korumasında sergilemiş oldukları tavırlar ve şişirilmiş notlarla liseye kadar gelebilmektedir. Liselere geçiş sınavı bazen geleceğe yönelik ışık verse bile ilk dönemlerde gençleri keskin bir sınıflandırmaya tabi tutmak elbette doğru olmamaktadır.
Alkışlanarak yetiştirilen çocuklar, zor sınavlarda küçük bir çaba ile büyük bir puan almayı ummaktadır. İstediği puanı alamayan çocuk hayata karşı tutunmakta daha gevşek davranmakta, çalışmanın, emek sarf etmenin çok büyük bir değer olduğu gerçeği ile yüzleşmeden kaderi suçlayıcı tavırlara bürünmektedir.
Hâlbuki bir çocuğun azmetmenin, sebat etmenin, direnç göstermenin zekâdan daha önemli olduğu gerçeğini kavraması, çalışmanın, gayret göstermenin hayatta en büyük kazanç olduğunu çok önceki senelerde öğrenmesi gerekmektedir.
Dünyada yapılan araştırmalar zekânın geliştirilebilir olduğunu, kişilerin çalışarak zekâlarını en üst seviyeye getirebildikleri görülmüştür. İnsanların potansiyellerini kullanmak değil, potansiyellerini geliştirmek gibi sorumlulukları bulunmaktadır.
Dveck adlı bir psikolog beşinci sınıf öğrencilerine yapmış olduğu çalışmalarda zekânın geliştirebilir olduğunu ispat etmiştir.
Dveck, eşit seviyede olan gençleri rast gele “Sabit Zihniyet” ve “”Gelişen Zihniyet” ismi ile iki gruba ayırmış, Sabit Zihniyet grubundaki kişilere “sen çok zeki olduğun için başardın; Gelişen Zihniyet ismini verdiği gruptakilere de “sen çok çalıştın, çok emek sarf ettiğin için başardın” söylemlerinde bulunarak, çabalamanın, çalışmanın, emek sarf etmenin önemini anlatmıştır.
Bu geribildirimlerden sonra, iki zihniyet grubundaki kişilerin gelişimini takip etmek için onlara daha zor yeni bir test vermiştir. Sonuçlar incelendiğinde gelişen zihniyet grubundaki öğrencilerin bu ikinci testte sabit zihniyet grubundaki öğrencilerden daha yüksek başarı gösterdiği görülmüştür.
Bu test sonucunda Gelişen Zihniyet grubundaki öğrencilerin performans ve başarılarının, daha zor soruları çözmek için daha fazla çalışmaları gerektiğinin farkına varmalarından kaynaklandığı görülmüştür.
Zekâsına güvenen öğrenciler çalışmayı, emek vermeyi ikinci plana atmış ve zekâlarına güvendikleri için gelişimlerini yavaşlatmışlar, dahası yapamadıkları sorularda ise hemen pes edip diğer sorulara geçmişlerdir. Gelişen Zihniyet grubundaki öğrenciler ise zor sorular karşısında pes etmemiş, soruların üzerine gitmiş ve sonunda emeklerinin sonucu olarak daha zor soruları yapmayı başarmışlardır.
Dünyanın başka ülkelerinde de benzer tarzda deneyler yapılmış, hepsinde gelişen zihniyet grubundaki öğrencilerin daha başarılı oldukları görülmüştür. Kendisinin zeki olduğuna inandırılan çocuklar aynı zamanda tembelliğe yönlendirilmektedir.
Selçuk Şirin, Bakışınızı Değiştirecek On Deney atlı kitabında anlattığı bu olayda, çabayı ön planda tutan bireylerin zekâlarını geliştirdiklerini ve ileriki zamanlarda sınavlarda daha fazla başarı gösterdiklerini ifade etmiştir.
Zaten Farsçadan dilimize geçen tembel kelimesinin bir şeyi ikinci defa yapmayan anlamı da bulunmaktadır. Zeki olduğuna inandırılan çocuklar anlamadıklarını konuları öğretmenlerine sormada gurur yapmakta ve dahası onun üstesinden gelmek için çaba ortaya koymamaktadırlar. Bu durum onları daha kırılgan yapmakta ve zorluklar karşısında çok çabuk pes etmelerine neden olmaktadır.
Çocuklarına çok zeki olduğunu söyleyen aileler onlara çalışmanın, emek sarf etmenin önemini anlatmadıkları için onları dipsiz kuyulara atmaktadırlar. Kuyuya atılan her çocuğun Yusuf olamayacağı unutulmamalıdır…