Çocuk ve gençlere yönelik çalışmaları bulunan Mine Soysal’ın Eyvah Kitap! adlı eseri bu alanda yazılmış ilginç kitaplardan birisi.
Yazar, ilköğretim üçüncü sınıfı ile lise üçüncü sınıfı öğrencilerinden oluşan ve sayıları kırk bini bulan her yaştan öğrencilerle okuma eylemi ve kitaplar üzerine sohbetler yapmış, onların kitapları neden sevmediklerini, aile ve öğretmenlerin onların kitap okuma alışkanlığı kazanmalarını olumsuz yönde etkileme sebeplerini onların ağzından ayrı ayrı hikâye şeklinde dile getirmiştir.
Kitapta, çocuklar kendilerini okumaktan soğutan nedenleri şöyle açıklanmıştır:
Bazı öğrenciler eğitim hayatlarının ilk başlarında çok kitap okurken sonraki dönemlerde kitap okumayı bıraktıklarını söylemektedir. Buna neden olarak da okunması için zorlanan bazı kitapların çok berbat olduğunu, kitaplarda çocuklar için aşırı mesaj verildiğini, yazarların çocukları aptal yerine koyduğunu ifade etmekteler.
Bazı öğrenciler, öğretmenlerin okuttukları kitaptan soru sorması, onları kitap okumaktan soğuttuğunu dile getirmiştir.
Bazen ailelerin, kitap okumayı çocukları için cezalandırma aracı olarak kullandıkları görülmektedir. Çocuklar yanlış bir hareket yaptığında “odana git, kitabını oku” diye azarladıklarını bunun da onları kitap okumaktan soğuttuğunu ifade etmekteler.
Bazı öğrenciler okulda uygulanmakta olan “okuma saatlerinden” rahatsız olmuşlar. Çocuklar ailelerinin bilgisayardan çık, kitap oku diye ısrar etmesinin kendilerini kitaba karşı soğuttuğunu, hâlbuki bilgisayarda gezinirken, ileride kurmayı hayal ettikleri sitelerini, yazacakları reklam metinlerini, projelerin altyapısını sorguladıklarını, bunu araştırırken de çok büyük mutluluk duyduklarını dile getirmiştir.
Bazı çocuklar ablalarının, abilerinin zamanında çok severek okuduğu bir kitabı annelerinin ısrarla kendilerinin de okumasını istediğini, öncekilerin zevk alarak okuduğu bir kitaptan kendilerinin zevk almadığını fakat ailelerin o kitabın okunması için ısrar ettiğini söylemektedir.
Bazı erkek çocuklar ise kitapları kızların okuduğunu, erkeklerin kitap okumasının kendi aralarında karizmalarının çizilmesine neden olduğunu, kitap okuduklarının erkek arkadaşları tarafından bilindiği takdirde kendileri ile gırgır geçildiğini ifade etmişlerdir.
Yine bazı çocuklar kitaplar için “tuğla” metaforunu geliştirmişler, tuğla şeklindeki kalın kitapları ve eski klasikleri okumaktan nefret ettiklerini dile getirmişler.
Bazı öğrenciler ise öğretmenlerinin kendilerini zorla şiir kitapları okutmasından hatta ezberlettirilmesinden şikâyet etmekteler.
Bazıları ise doğum günü hediyesi olarak alınan kitaplarının çoğu zaman beğenilmemesinden çok kırılmış, bir daha birilerine hediye olarak kitap alamamayı tercih ettiklerini dile getirmişlerdir.
Bazı öğrenciler ailelerinin sigaranın zararlı olduğunu söylediklerini, fakat kendilerinin sigara içtiğini; kitap okumanın faydalı olduğunu söylediklerini fakat kendilerinin hiç kitap okumadığını dile getirerek bu nedenle kitap okumaktan sıkıldıklarını söylemişlerdir.
Bazı öğrenciler ise bir kabahat işlediklerinde ailelerinin kendilerine kızacağı vakit kitap okuma numarası yaptıklarını, böylece kitabı “geçici ateşkes” için kullandıklarını söylemekteler.
Öğrenciler özellikle tatillerde kendilerine çok fazla kitap okutulmasından şikâyet etmekte, kitap okumaktan bu nedenle soğuduklarından bahsetmekteler.
Kitapta dikkat çeken bir diğer nokta, öğrencilere sunulan okuma metinlerinin yaş, ilgi ve dil düzeyine uygun olmamasıdır. Ağır dil özellikleri taşıyan ya da öğrencinin dünyasına uzak olan metinler, onların okuma motivasyonunu düşürmekte; “kitap sevmeme” algılarını pekiştirmektedir.
Yazar kitap okumanın sağlık, güvenlik, adalet ve eğitim kadar insanlar için temel hak olduğunu ifade etmiş, her insanın kitap okuma alışkanlığını çocukken kazanmadığını, bazılarının gençken veya daha sonraları kazandığını, bir kişinin istediği kitabı, istediği zaman, istediği biçimde okumak hakkının kutsal olduğunu dile getirmiştir.
Yazar bazı kitapların okunmasını mecburi hâle getirip ölçme aracına, ceza ve ödül anlayışına dönüştürülmesinin çocukları kitap okuma konusunda olumsuz düşünceye ittiğini söylemiştir.
Elbette okulda okutulan kitaplardan hareketle okuma alışkanlığı kazanan öğrencilerin anlatımından hareketle başka bir başarı hikâyesi de yazılabilir. Fakat şurası bir gerçek ki kitap okuyan bir nesil yetiştirmenin sorumluluğu çocuklara değil yetişkinlere aittir.
Bu sorumluluğu bilerek onların okuma alışkanlığı kazanmalarına engel olacak her türlü olumsuz durumlardan da öğretmenlerin, ailelerin haberdar olması gerekmektedir. Bu devirde öğretmen olmak, anne baba olmak geçmiş dönemlere göre daha zor bir yükümlülük getirmektedir.
Unutulmamalıdır ki bu varlıklı dönemin çocuğu olmak, yoklukla yoğrulmuş eski dönem çocuklarına göre daha büyük dezavantajı barındırmaktadır. Günümüzde çocukların zihnini meşgul eden çok fazla dış etken bulunmaktadır.