Ömrünü vatan ve milleti için cephelerde harcayan, birinci dünya savaşında otuz iki yaşındayken Erzurum’da şehit edilen ve defnedilen Grebeneli Bekir Fikri Bey, genç yaşta yazmış olduğu “Mefküre-i Vatan, Orduda İman” adlı eserinde şöyle demektedir: “İstanbul’da birçok saldırmalı reisler işitiyordum ki onlardan yerler titrermiş. Hâlbuki muharebede evden çıkmamışlar. Bir milletin kabadayıları, gazadaki dereceleri ile tayin olunurlar. Yoksa kız kaçırmak, umumhane-genelev- kapatmakla değil. Barış zamanında hükumet tanımaz, ağzını kapatmaz, hakikate göz kırpmaz nice ahali tanırım ki savaş zamanı gelince pek zelilâne hareket ettiler. Bazı kimseler barış zamanında onlar kadar cesur olmadıkları hâlde, vatan mefkûresini anladıklarından, son derece fedakâr oldular.”
Mütareke ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinde Grebeneli Bekir Fikri Bey’in ifade etmiş olduğu genelev kapatan yiğitlerin sayısının oldukça fazla olduğu görülmektedir. Bu dönemlerde yoksulluk nedeni ile İstanbul’da fuhuşla birlikte frengi hastalığında artış görülmüş, kumar, esrar, eroin kullanımı geniş kitlelere yayılmıştı.
Bolşevik ihtilali nedeni ile 200 binden fazla Rus vatandaşı İstanbul’a göç etmiş, bu kişilerine yaşam tarzı o dönemki İstanbul hayat tarzı ile pek uyuşmamıştır. İstanbul’u işgal eden Fransız, İngiliz, İtalyan askerleri, fuhşa yönelik eylemlerde bulunurken bizim gençlerimiz de bu durumdan etkilenmiş, bazı tavırları ile yabancı askerleri bile geride bırakmışlardır. Yakup Kadri’nin “Sodom Gomore” ve Ahmet Rasim’in” Fuhş-ı Atîk” kitaplarında İstanbul’un durumu çok güzel anlatılmaktadır. Refik Halit Karay’ın “Memleket Hikâyeleri” adlı kitabındaki ahlak dışı unsurların fazla olmasının sebeplerini de bu savaş durumu ortamlarında aramak yararlı olacaktır.
İstanbul Sıhhiye Heyetinin raporunda 1.367’si Hristiyan ve Musevi, 804’ü Müslüman olmak üzere Mütareke yıllarında İstanbul’da 2.171 vesikalı fahişe bulunduğu yazılmaktadır. Zafer Toprak “Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm” adlı kitabında resmi kayıtlarda Rum fahişelerinin sayısının fazla olmasına rağmen kayıtlı olmayan Rus fahişlerinin de bulunduğunu, toplamda İstanbul’da 4500- 5000 civarında fuhuş ile hayatını kazanan kadının olduğunu, o dönemde 700 bin olan İstanbul nüfusuna göre bu sayının nüfusa oranla fazla olduğunu dile getirmektedir
Yine o dönemde aşırı fiyatlardan yararlanan, karaborsacılık, tefecilik yapan yeni zenginler İstanbul’da türemişti. Bu kişilere halk “yeni zengin”, “muhtekir” “harp tüccarı” “savaş zengini” sıfatlarını takmıştı.
Yiğit Türk gençleri Kurtuluş Savaşı’nda cephede çarpışırken hayat kadınları ile gününü gün eden, esrar içen, karaborsacılık yapan ve hatta usulsüz şekilde zengin olan kişiler Kurtuluş Savaşı’na olması gereken desteği vermemişler, Büyük Zafer’in kazanılmasından sonra bir anda Cumhuriyetin gerçek sahibi, kahramanı gibi hareket eder duruma gelmişlerdir.
Ankara’dan Yunan top seslerini duyunca korkusundan Kayseri’ye kaçan ve sonra geri gelerek vatan millet naralarını atan bazı milletvekilleri gibi, fuhuştan beslenen, esrar-afyon içen kişiler de Cumhuriyetin asıl sahipleri gibi hareket etmişlerdir.
Bu cumhuriyet belirli bir grupların değil, Türk milletinin eseridir. Bir gurubun başka bir gurubu dışlamaya, onları rejim düşmana göstermeye hiçbir hakkı bulunmamaktadır. Türkiye bu ayrıştırma ile çok büyük bir zaman ve insan kaybını yaşadı. Günümüzde bu tür hatalara düşülmesinin kimselere bir faydası bulunmamaktadır.