Fransa 1848 yılından beri genel seçim ilkesini belirlemiş olmasına rağmen oy kullanma hakkını herkese vermemişti. Yasa koyucular oy kullanmak için belirli ölçütler ortaya koymuş, kadınları ve bazı erkekleri bu haktan mahrum etmişlerdi. İngiltere ise vergi vermeyen kişilere oy kullanma hakkını ilk zamanlarda vermemişti.
Erkeklerin hepsinin oy kullanma hakkının olmadığı yerde, kadınların oy kullanma şansı hiç yoktu. Çünkü seçim kamusal alanla ilgiliydi, oysa kadınlar dışarı fazla çıkmadığı, iş hayatında etkili olmadıkları için kamusal alanın parçasını oluşturmamaktaydı. Avrupalılar, Romalılardan miras olarak almış oldukları kadının dört duvar arasında kalması fikrini yüzyıllarca sürdürmüş, Hristiyanlığın da etkisi ile kadınlara iş hayatında fazla bir görev yüklememiş, onların evde sadece çocuk yetiştirmesi görevinin bulunduğunu savunmuş, bu şartlarda kamusal alana ortak olmayan kişilerin seçimlerle kamusal alanı belirleme haklarının olmayacağı fikrini ileri sürmüşlerdir.
Dünyada savaşlardan en kârlı çıkan grup kadınlar olmuştur. Erkeklerin cephede bulunduğu uzun dönemlerde kadınlar ev ekonomisini düzeltmek için ev dışında, birçok işte çalışma şansını yakalamış, bu da onların birey olarak kendilerini ifade etmelerini, haklarının bilincine varmalarını sağlamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nda da kadınlar benzer sorunlar yaşamış, Cihan Harbi sırasında erkeklerin uzun süreli cephede bulunması ve savaşta hayatını kaybetmesi nedeni ile evin sorumluluğunu alan kadınlar erkeklerin yapmış olduğu işlerin bazılarını yapmak durumunda kalmış, o dönede yeni kurulan fabrikalarda, ticari alanlarda, sokak temizliğinde kendilerine iş bulmuşlardır.
Enver Paşa’nın eşi Naciye Sultan’ın öncülüğünde kurulan Osmanlı Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi, kadınlara iş bulma noktasında öncülük etmeye başlamıştır.
Cemiyet, İstanbul’da dantel, beyaz iş, elbise dikme, çorap, fanila, asker çamaşırları üretimi yapacak fabrikalar kurmuş, bu fabrikalarda kadınları istihdam etmeyi amaçlamıştır. Fabrikalarda çalışmak için yirmi gün içerisinde yaklaşık 10 bin kadar kadın başvuruda bulunmuştur. Kadınların çalışmak için bu kadar istekli olmaları, o dönem insanımızın çekmiş olduğu sıkıntıları ve de kadınların iş hayatına atılmak için göstermiş oldukları öz güveni ortaya koymaktadır.
Savaşlar nedeni ile Osmanlı’da nüfus azaldığı için fabrikada çalışmak isteyen kadınların 20, erkeklerin ise 25 yaşına kadar evlenme şartı getirilmiş, bu şartı yerine getirmeyen kadınların iş akdi sonlandırılmıştır. Çalışan kadınlara eş bulmak için yardımcı bile olunmuştu.
Bu uygulama İttihat Terakki yönetiminin kadınların sosyal hayata atılmaları için öncülük ettiğini, onları çalışmaya ve evlenmeye teşvik ettiğini göstermektedir.
Çalışma alanlarına kadınların girmesiyle “aile” kavramı sorunu aydınlar arasında tartışma konusu olmuştur.
Kadınların çalışmasını, kamusal alanda görülmesini istemeyen muhafazakârlar hem dinî, hem tarihsel süreçleri hem de fizyolojik durumları sorun ederek kadınların kamusal alanda çalışamayacağını ileri sürmüşlerdir.
Batı’da Bisçhoff’un erkek beyni ile kadın beyninin ölçütlerini karşılaştırdığı çalışmalar örnek gösterilerek, kadınların beyninin küçük olduğunu, bu nedenle erkeklerin yapmış olduğu işleri kadınların yapamayacağını, buna biyolojik ve zihinsel yapılarının uygun olmadığını öne sürmüşlerdir.
Kadınların iş hayatına atılmak için göstermiş oldukları istek karşısında daha önce özellikle şiirlerde cinsi latif diye iltifat edilen kadınları bazı kesimler cinsi zaif diye isimlendirmeye, onları kamusal alana sokmamaya çalışmışlardır.
Maalesef ilk zamanlarda muhafazakârlar kadınları kamusal alana sokmamaya çalışırken bir dönem gelmiş ki en aydın diye geçinen kesim başörtüsü bahanesi ile kadınları kamusal alanın dışında tutmaya çalışmıştır.
Değerli Suat hocam. Ne güzel özetlemişsiniz. Her iki tarafın da bazı aydın ya da muhafazakar kesimin kadınları bir obje gibi kullanıp değersizleştirmesi içler acısıydı gerçekten. Günümüzde de bazı kesimler ve bölgelerde bu durumun yaşanması üzücü. Saygılar, sevgiler hocam.