Türk siyasi tarihinin çok önemli figürlerinden birisi olan Hasan Âli Yücel, Doğu ve Batı kültürü içinde ikileme düşen fakat tercihini Batı’dan yana kullanan çok önemli bir devlet adamıdır.
Hasan Âli Yücel Türkiye’nin modernleşmesi için kültür ve eğitim alanında yapılan atılımların öncüsü olmuş, fakat yaşarken kimseye yaranamamıştır.
Babası ile yaşamış olduğu uyuşmazlığı oğlu ile yaşamıştır. Çok ve gereksiz kitap okuduğu için babasından azar işitmiş, kitapları yakılmıştır. Kendisi de çok aşırı kitap okuyan oğlu Can’dan bazen endişe etmiştir.
Hasan Âli Yücel babasını aşırı muhafazakâr olmakla itham etmiş, oğlu şair Can Yücel de onun fikirlerini beğenmeyerek ona faşist suçlamasında bulunmuştur.
Hasan Âli Yücel modern olma adına annesine şapka giydirdiği için oldukça dindar olan babasının evi terk etmesine, hatta annesinden ayrılmasına neden olmuştur.
Kendisi doğmuş olduğu muhite, İslami kesime ve hatta Yenikapı Mevlevi Tekkesine hep sırtını dönmüş olmasına rağmen doğumunda, ölümünde bu tekkenin manevi havası hissedilmiştir.
Hatta iki yaşında iken dilinin tutulması, yani lal olması, buna bir türlü çare bulamaması sonucu en son gidilen Mevlevi Şeyhi yaşlı Ahmet Dede’nin ona bir toz içirmesi ve dua etmesi ile şifasını bulmuştur.
Hasan Âli Yücel’in doğumunda Mevlevi Tekkesinin manevi etkisi anlatılmaktadır. Hasan Âli Yücel’in babası Ali Rıza, annesi Neyir Hanım ile evlendiklerinde her ikisi de Mevlevi tarikatına mensup imişler, evlilikten üç yıl geçmesine rağmen bir türlü çocukları olmamış. Bir gün Ali Rıza Efendi eşi Neyir Hanım’a bizim bu evden hiç ninni sesi çıkmayacak mı diye sitem edince Neyir Hanım çok üzülmüş, sabahlara kadar ağlamış ve ertesi günü bu durumu tekkenin şeyhine anlatmış, şeyhi ona üzülme, içini ferah tut, çocuğunuz olacak demiş ve onu eve göndermiş.
Neyir Hanım o gece rüyasında sikkeli ve sakallı birisi (onun Mevlana olduğuna inanıyorlar) yanına geldiğini, okuldan çıkmış evine gitmekte olan öğrencilerden birisini göstererek bak, şu oğlan çocuğu var ya o senin çocuğun, dediğini ve bu olaydan 9 ay 10 gün sonra 17 Aralık Şebi Arus, yani Mevlana’nın ölüm yıl dönümüne denk gelen günde Hasan Âli Yücel’in doğduğunu anlatmaktadır.
Neyir Hanım, Hasan Âli Yücel’in ölümü haberini yine bir rüya üzerinden almıştır.
Hasan Âli Yücel 26 Şubat 1961 yılında ani bir kalp krizi sonunda 64 vefat ettiğinde annesi daha hayattadır. Hasan Âli Yücel’in ölümü, yaşlı kadın bu acıya dayanamaz diye torunları ve gelini tarafından ona söylenmez.
Aradan on gün geçtikten sonra Hasan Âli Yücel’in yaşlı annesi, Hasan Âli Yücel’in eşi olan Refika’ya seslenerek, Refika Hanım gel yanıma otur, 64 yıl önce Hasan Ali’nin doğacağını bana rüyamda söyleyen sakallı Şeyh, bu gece bana Hasan Ali öldü dedi. Bu doğru mu diye sormuş ve aile de bu durumu açıklamak zorunda kalmıştır.
Hasan Âli Yücel Türk tarihinin en donanımlı, en bilgili Milli Eğitim Bakanı olmuştur. Kendisi yaklaşık 56 kadar eser yazmıştır. Milli Eğitim reformları yapmış, köy enstitülerini açmış, halk Batı klasiklerini okusun diye tercüme bürolarını kurmuş orada yüzlerce eser tercüme ettirmiş ve bastırmıştır. Yine İslam ve Türk Ansiklopedilerinin çıkarılması için öncülük etmiştir. Ankara Devlet Konservatuvarını açmış, dilin Türkçeleşmesi için çalışmış, ders kitaplarının standartlaşmasını sağlamıştır. Mesleki ve Teknik eğitimlere ağırlık vermiş, o sıralarda Avrupa’da çok yaygın olan beden eğitimi derslerini bizim okullarımızda da düzene sokmuş, müzeleri koruma altına almış, üniversiteler kanunu çıkarmıştır. Yine Türkiye’nin Unesco’nun üyesi olmasını sağlamıştır.
Siyasetten ayrıldıktan sonra bile İş Bankası yayınlarını kurarak İş Bankası’nın binlerce eser basmasının, halkın kaliteli güzel kitaplara buluşmasının öncülüğün yapmıştır ki bugün bile bu yayınlar okuyan kesim için oldukça güzel eserler ortaya koymaktadır.
1997 yılını Unesco, Hasan Âli Yücel yılı ilan etmiştir. Hasan Âli Yücel bu kadar çok çalışmasına ve Türkiye’nin eğitim ve kültür tarihine çok büyük hizmetleri bulunmasına rağmen ne kendi partisi olan Halk partisine ne de muhafazakâr kesime yaranabilmiştir.
Hasan Âli Yücel Türkiye’nin eğitim ve kültürel alanında kalkınması için çok büyük emek ortaya koymuştur. Onun kadar çalışan başka bir milli eğitim bakanımız olmamıştır.
Bugün biraz eğitimle ilgilenen, kitap okuyan her insanın dağarcığında onun emeklerinin izleri bulunmaktadır.
Tebrikler başarılar