Toplumumuzda her kesim çocuklar üzerinde hak iddia etmekte, onların geleceğini şekillendirmede, onların eğitiminde kendilerinin de söz hakkı olduğunu öne sürmektedirler. Acaba çocukların gerçek sahibi kimdir? Bu çocukların geleceğinden kim sorumludur?
Anne-baba, devlet, iş adamları, gruplar, siyasi partiler, suç örgütleri, kendilerine hizmeti dokunacak bu çocuklar üzerinde çok büyük hayaller kurmakta, çocuğa sahip çıkmaktadırlar.
Tüm spor kulüpleri, fikir kulüpleri, dans kulüpleri, sanayide esnaf, caddede mağaza sahipleri, fabrikatörler ihtiyaçları olan gençlerden faydalanmak istemekte. Kendi ihtiyaçlarını giderecek şekillere gençleri sokmak istemektedirler.
Anne baba çocuğunun mühendis olmasını isterken müteahhitlik yapan birisi bu gençlerin mühendis değil, duvar, demirci, fayans ustası olmasını istemektedir.
Millî Eğitim onlarca program yapmakta, din adamları dinin kurtuluşunu onlara bağlamakta, sanayiciler zenginliklerinin artmasını onların sırtına yüklemeyi hedeflemektedir.
Siyasi partiler, terör örgütleri, cemaatler varlıklarını gençlerin onların yanında olmasına bağlamaktadırlar.
Anne babalar evlatlarını en iyi şekilde yetiştirmek için özel okullarda okutmak, seçkin hocalardan özel ders aldırmak için çaba harcamaktadırlar. Fakat hayata atıldıktan sonra en iyi okullarda okuyan çocuklar başka bir kurumunun menfaatini artırmak için onun namına kendi varlıklarını feda etmektedirler.
Eski dönemlerde ailelerde çocuk sayısı fazla olduğu için ihtiyacı olan her kesim bu fazlalıktan nasiplenebilmekteydi. Şu anda toplumumuzda çocuk sayısında ciddi şekilde azalma meydana geldi, işverenler, terör örgütleri, sanayi esnafı çok ciddi şekilde eleman sıkıntısı yaşamaya başladı.
Avrupa devletleri gençlere, işçilere duymuş olduğu ihtiyacını yıllardır Asya, Afrika gibi ülkelerden karşılamaktadır. Amerika ise bu konuda çok büyük lüks içinde bulunmakta, ülkesinde pompacılık yapmaya gelenleri bile yeşil pasaport uygulamasına tabi tutarak aşırı derecede seçici davranmaktadır.
Ailelerde çocuk sayısının hızla düşmesi ile kıymeti artan çocuklar daha nazlı yetiştirilmeye başlandı. Bu gençler her işi görmek istememekte, ağır işlerden uzak durmaktadırlar. Bu durumda iş görmeyen, iş ve ücret beğenmeyen yeni bir gençlik ortaya çıktı. Bu nedenle Türkiye çoğu zaman niteliksiz olmak üzere iş gücü ihtiyacını yurt dışından karşılamaya başladı.
İş beğenmeyen gençler ile bazı aşırı açgözlü işverenlerin bir zeminde buluşması gittikçe daha da zorlaşmaktadır. Ucuz iş gücüne yönelen işverenler ise ilk tercihlerini yurt dışından gelen yabancılara kullanmaktadırlar. Bu durum gençler arasında yabancı düşmanlığını körüklenmesine neden oldu.
Nazlı, el bebek gül bebek tarzında büyüttüğümüz gençlerimiz psikolojik sorunlar yaşamaya başladı. Gençler arasında depresyon, anksiyete ilaçları alanların sayısında hızla bir artış oldu.
Gençken, hayata yeni atılırken kapışılmaya çalışılan çocuklara bir anda toplum tarafından başka nazarla bakılmaya başlandı. Bu tarz gençler yine her zaman olduğu gibi ailelerine sığındılar, aileleri onları korumaya, onlara destek olmaya devam etti, hafif bir sürçmede boyunlarını kesmeye çalışan vahşi toplumun karşısında sığınılacak ilk ve en son liman yine aileler oldu.
Aile bir toplumun en önemli dinamiğidir, insanların hayatlarının her döneminde sığınacağı en güvenilir liman olmuştur. Bu nedenle toplumumuzun aile kavramı çok ciddiye alınmalı ve kurumun yıpratılmamasına, özellikle gençler nazarında itibarının düşürülmemesine dikkat edilmelidir.
Faydalı bilgiler sağolun
Güzel bir yazı