1996 yılında Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne adım attığımızda, dört yılın ne kadar hızlı geçeceğini bilemezdik. Önce heyecan, sonra alışma, ardından koşturmaca... Derken dersler, sınavlar, sabahlara kadar süren not çalışmaları ve kantin arası çay sohbetleriyle zaman hızla aktı. Göz açıp kapayıncaya kadar geldik 2000’li yılların başına. Mezuniyetimize sayılı haftalar kalmıştı.
İşte tam o dönemde tanıdık Cemil Kutlu Hoca’yı.
Yanlış hatırlamıyorsam ya Artvin’deki ya da Rize’deki bir üniversiteden gelmişti Atatürk Üniversitesine. Bölümümüzde İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersine girmişti. Biz son sınıf öğrencileri olarak artık hocaları kolay kolay şaşırtmayan, çoğunu tanımış, ders tarzlarına aşina olmuş bir gruptuk. Ama Cemil Hoca daha ilk derste farkını hissettirdi.
Duruşu ağır ama kibirli değildi. Konuşması yavaş ama sıkıcı değildi. Sade, öz, ölçülü ve inceydi. Konuları anlatırken hiçbir zaman kendini ön plana koymaz, bilgiye gösteriş katmazdı. Bilgiyi gösterişten ayırabilmekse işin en zor kısmıydı. Cemil Hoca bunu başarıyordu.
Bazen sınıf içinden sorular gelirdi. Kimi tartışmalı, kimi siyasi yönü ağır basan sorular… Böyle zamanlarda yüzünde tanıdık bir gülümsemeyle o meşhur cümleyi kurardı:
“Ben köylüyüm, bu konuları anlamam.”
İlk başta bu söz, sorudan kaçmak gibi algılanabilirdi. Ama biz kısa sürede anladık ki o cümle aslında bilgelikle söylenmiş bir zarafet örneğiydi. Tartışmanın gereksiz uzamasına izin vermeyen, kutuplaşmaya yol açmayan, ama kimseyi de kırmayan bir duruştu. Fikre saygı, insana dikkat, bilgiye tevazu yüklemişti.
Belki de hepimiz için dersin en kıymetli bölümü, o cümlenin ardından gelen sessizlikti.
Cemil Hoca anlatırken sadece bir dönemi değil, o dönemin ruhunu da geçirirdi bize.
Cumhuriyetin hangi şartlarda kurulduğunu, inkılapların hangi ihtiyaçtan doğduğunu, o sade anlatımıyla hem zihnimize hem yüreğimize işlerdi. Ezberletmezdi, düşündürürdü.
Sınıf arkadaşlarım zaman zaman onun dersinden çıktığımızda, “Bugün az konuştu ama çok şey anlattı” derdi. Gerçekten de öyleydi. Çünkü Cemil Kutlu Hoca anlatırken değil, yaşarken öğretenlerdendi.
Ne yazık ki 2016 yılında onu kaybettik.
Çok sevdiği, ama erken yaşta kaybettiği eşinin yanına giderken; arkasında biricik evladını, onunla birlikte sayısız anıyı ve biz öğrencilerini bıraktı.
Onu kaybettiğimizde bir öğretmeni değil, bir insanlık modeli daha uğurladığımızı hissettik.
O sınıfa bir daha girmeyecek belki, ama dersi hâlâ zihnimizde devam ediyor.
Şimdi geriye dönüp bakınca şunu daha net anlıyorum:
Cemil Kutlu Hoca bize sadece bir ders değil, bir hayat görüşü aktardı.
Sadelikle, saygıyla, sessizlikle de öğretmenin mümkün olduğunu gösterdi.
Mekânın cennet olsun hocam.
Sen “Ben köylüyüm, bu konuları anlamam” dedin,
Ama biz seni çok iyi anladık.
Çok kıymetli sözleriniz için sagoln cemil hoca iyi adamdı mekanı cennet inşallah