Atatürk Dönemi Ekonomi Politikası (1923-1938) hem liberal politikaların hem de devletçi politikaların uygulandığı bir dönemdir. 1923-1929 aralığında liberal politikalar (özel sektör öncelikli), 1930-1938 aralığında ise devletçi politikalar (devlet öncülüğünde kalkınma) politikaları uygulanmıştır. Bu iki politikanın hiçbirisi herhangi bir ülkenin modeli değil, ülkenin iç koşullarının gereği olarak uygulanmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk daha Cumhuriyet ilan edilmeden 17 Şubat 1923’de İzmir’de toplanan iktisat kongresinde şöyle diyordu:
“Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmazsa, meydana gelen zaferler kalıcı olmaz, az zamanda söner. Bu sebeple en kuvvetli, en parlak zaferlerimizin dahi temin edebileceği faydalı sonuçları temin etmek için iktisadiyatımızın, iktisadi egemenliğimizin sağlanması, kuvvetlendirilmesi zorunludur. …yeni Türkiye’mizi layık olduğu mertebeye çıkarmak için vakit geçirmeden iktisadiyatımıza önem vermek zorundayız.”
Cumhuriyetin ilk 10 yılında hükümet sanayi sektörüne öncelik veren bir kalkınma stratejisini benimsemesine rağmen, tarım sektörünü de ihmal etmemiş ve bu sektörü desteklemeye devam etmiştir. Çünkü sanayinin gelişmesi için gerekli sermaye, döviz ve işgücünü sağlayacak tek sektör tarım idi. Sanayi ancak tarım sektöründe yaşayan ve o zamanlar nüfusun %80 ‘ini oluşturan çiftçilerin satınalma güçlerinin yükseltilmesiyle gelişebilirdi. Hükümetin temel hedefi, sanayileşmeyi gerçekleştirmek olmasına rağmen, tarım sektörü desteklenmeden bu hedefe ulaşmak mümkün değildi.
Sanayileşme, ilke olarak özel girişim eliyle serbest piyasa şartlarında gerçekleştirilecekti. Bu amaçla, Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarılarak özel sektörün bu alana yatırım yapması teşvik edilmiştir. Fakat o dönemde ülkede gerekli sermaye, girişimci ve altyapı yoktu. Bunu bilen devlet, özel girişimin yetersiz kaldığı ve kârlı bulmadığı alanlarda kısıtlı imkânlarıyla yatırım yapmış ve yetersiz kamu kaynaklarının önemli bir kısmı demiryolu yapımına ve yabancıların ellerindeki demiryollarının satın alınmasında kullanılmıştır.
Yerli sanayinin ülke ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalması ve izlenen teşvik politikalarına rağmen istenilen başarıya ulaşılamaması sonucunda izlenen temel politikalar, 1930’lu yılların ortalarından sonra değiştirilmiş ve “ithal ikameci” ve “korumacı” politikalara ağırlık verilmeye başlanılmıştır. 1928 yılında Tarım ve Ticaret Bakanlıklarının birleştirilmesiyle İktisat Vekâleti kurulmuştur. Bu bakanlık, özellikle 1929 sonrasındaki politika değişikliklerinde ve 1930’lardaki devletçi uygulamalarda artan bir önem kazanmıştır.
1923-1930 döneminde ülkedeki sermaye birikimi eksikliği yetişmiş işgücü ve müteşebbis kıtlığı ve devlet yönetimindekilerin nasıl bir ekonomi yönetimine sahip olunması gerektiği hakkındaki yetersizliklerini Falih Rıfkı Atay, Çankaya isimli eserinde şöyle anlatmaktadır:
“Bilmiyorduk, bir bilen öğreten de yoktu. Mekteplerde okudukları ya da okutturdukları 19. yüzyıl iktisat teorisi ile yeni devlete nasihat verenleri dinlesek, kollarımızı kavuşturup bir yüzyıl beklemeliydik. Başbakan demiryollarını kendimizin yapacağından söz ettiğinde her yönden devlet demiryolu yapamaz, kitapta yeri yok… sesi geliyordu”.
Kitapta yeri yok dedikleri, 1776 yılında Adam Smith tarafından yazılan ve bir anlamda batının sanayi devrimi ile ürettiği fazlayı satmak için geliştirilen “Serbest Piyasa Ekonomisi”ni içeren “Milletlerin Zenginliği” adlı kitaptır.
Atatürk Dönemi Türkiye ekonomisi günümüze kadar hiçbir dönemde yakalanamayan bir istikrar ve başarı yakalamıştır. Bu başarının en önemli gerekçesi, uygulanan iktisat politikalarının “dogmatik” değil “pragmatik” olmasıdır. 1923-1929 döneminde uygulanan liberal politikalara rağmen, iç ve dış sebeplerle bu politikalar başarılı olamamıştır. Bu sebeple, 1930-1938 döneminde devletçilik politikaları uygulanarak Türkiye ekonomisi önemli bir istikrarı yakalamıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün uyguladığı ya da uygulattırdığı iktisat politikaları tamamen ülkenin iç dinamiklerine bağlı bağımsız bir ülkenin uygulaması gereken politikalar niteliğindedir. Bu doğrultuda da, öngörüldüğü üzere kamu gelir ve gider dengesi sağlanmış, TL’nin dolar ve sterlin kurunda istikrar sağlanmış ve dış ticarette ihracat lehine pozitif bakiye elde edilmiştir. Kurulan KİT’ler vasıtasıyla da Türkiye’nin 21. yüzyıla güçlü bir ülke olarak girmesinin iktisadi temelleri atılabilmiştir. Tüm yokluklara rağmen, dönemin bağımsız politikalarının günümüz ekonomi politikalarına örnek olacak düzeyde başarıyla uygulandığı anlaşılmaktadır.