Bir şehri değiştirmek gerçekten mümkün mü?
Bu sorunun cevabını, 23-25 Nisan tarihleri arasında bulunduğum Eskişehir’de çok net gördüm: Evet, mümkün.

Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti’nin 75. kuruluş yıl dönümü ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 70. Başkanlar Konseyi toplantıları vesilesiyle gittiğim bu şehirde, sadece bir etkinliğe katılmadım; aynı zamanda bir dönüşümün izlerini yerinde gördüm. Program, Anemon Otel’de düzenlenen gala gecesiyle taçlandı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen gazetecilerin buluştuğu bu anlamlı gecede, meslektaşlarımıza hizmet ödülleri verilirken, Yılmaz Büyükerşen’e de “Yaşam Boyu Onur Ödülü” takdim edildi.
Açıkçası ben de merak ettim:

Bu ödül neden Büyükerşen’e verilmişti?
Cevabı bulmak için çok uzağa gitmeye gerek yoktu.
Ben Eskişehir’i ilk kez 1970 yılında görmüştüm. O günkü haliyle, sıradan bir Anadolu şehri, hatta büyükçe bir köy gibiydi. Porsuk Çayı’nın yanından geçerken burnunuzu kapatmadan yürüyemezdiniz. Bugün ise aynı şehir, tertemiz bir suyun kenarında hayatın aktığı, insanların vakit geçirmek için özellikle geldiği bir cazibe merkezine dönüşmüş.
Bu değişim tesadüf değil.

İki gün boyunca şehri adım adım gezme fırsatı bulduk. Bu gezinin en dikkat çekici duraklarından biri de Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi oldu. Müze önünde uzun süre bekledik. İçeri girdiğimizde ise karşılaştığımız manzara gerçekten etkileyiciydi. Büyük bölümü bizzat Büyükerşen tarafından yapılan yüzlerce heykel, sadece sanat değil; aynı zamanda bir vizyonun ürünüydü. Üstelik müzenin geliri, kız çocuklarının ve engelli bireylerin eğitimine aktarılıyor.

Ama beni asıl etkileyen başka bir şey oldu.
Dönüş günü, otelden hızlı tren garına gitmek için minibüs bekliyordum. “Bir deneme yapayım” dedim ve yapay zekâya sordum:
“Gara nasıl giderim?”
Cevap basitti: Yakındaki tramvaya bin.
Valizimi aldım, durağa yürüdüm ve EsTram’a bindim. Sadece 15 dakika sonra, hiç bilmediğim bir şehirde, hiç zorlanmadan hedefime ulaştım.
İşte şehircilik tam olarak budur.

İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de de toplu taşıma kullandım. Ama Eskişehir’deki sistemin sadeliği, erişilebilirliği ve konforu gerçekten dikkat çekiciydi. 2004 yılında hizmete giren bu sistem, yaklaşık 15 kilometrelik bir hatla başlamış, bugün ise 50 kilometreye yaklaşan bir ağa ulaşmış durumda. Ve en önemlisi, şehir içi ulaşımı ciddi anlamda rahatlatmış.
O an aklıma kendi şehrim geldi.
Erzurum…
Yıllardır konuşulan ama bir türlü hayata geçirilemeyen projeler…
“Tramvay olsun”, “Yüksek Hızlı Tren gelsin”, “tüneller bitsin” diye diye geçen zaman…
Oysa bazen çözüm çok uzakta değil.
Avrupa’ya, Japonya’ya gitmeye gerek yok.
Dönüp Eskişehir’e bakmak yeter.
Yılmaz Büyükerşen, 1999-2023 yılları arasında görev yaptığı süre boyunca sadece bir belediye başkanı olmadı; bir şehrin kaderini değiştiren isim oldu. Bugün Eskişehir, Türkiye’nin en yaşanabilir şehirlerinden biri olarak anılıyorsa, bu bir vizyonun sonucudur.
Sonuç olarak şunu gördüm:
Bir şehri değiştiren şey, sadece beton, asfalt ya da projeler değil…
O şehre hayal kurabilen ve o hayali hayata geçirebilen bir iradedir.
Eskişehir bunu başarmış.
Darısı, Erzurum gibi kaderindeki değişimi bekleyen diğer şehirlerin başına…