Mehter kelimesi Farsça mah-ı ter sözcüğünden bozmadır. Taze, yeni ay manasındadır. Bu müziği icra eden grup ay şeklinde toplanıp ve sanatlarını böyle icra etmeleri nedeni ile onlara bu isim verilmiştir. Mehter çalındığı vakit padişahlar mehtere hürmeten onu ayakta dinlerdi. Mehterde kullanılan çalgılar, Osmanlı’nın icat etmiş olduğu musiki aletleri olmayıp Selçuklulardan ve daha eski dönemlerden süre gelen Türk kültürünün parçası olan çalgılardır.
Mehteran takımı, Kanunu Sultan Süleyman, Mimar Sinan ve şair Bâkî dörtlüsü Osmanlı’nın ihtişamının bütüncül hâli olarak algılanmıştır.
Osmanlı Devleti’nin güçten düşmesi ile Osmanlı’ya ait unsurlar da gözden düşmüştür. 1826 yılında Yeniçerileri, akabinde Mehteran Takımı’nı kaldıran II. Mahmut, Mehteran yerine Avrupa usulü askeri bando olan Mızıka-yı Hümayun’u kurmuş, başına da Manguel’i; daha sonra tuğgeneral rütbesi vererek Guiseppi Dinozetty’yi getirmiştir. Bu görevde yirmi dokuz yıl kalan Dinozetty birçok marş bestelemiş, Batı müziğinin Osmanlı topraklarında yayılmasına önayak olmuştur.
II. Mahmut ile başlayan Batı’yı taklit etme alışkanlığı bu topraklar üzerinde varlığını hâlâ sürdürmektedir. Kültürel emperyalizm, milletlerin başına gelebilecek en büyük felakettir. Bu bir vücuda girmiş virüsün o vücudu içten içe kemirmesi gibi bir durumdur. Bir milletin gönüllü olarak kendisini başka milletin kültürüne adapte etmesine self emperyalizm, self koloni denilmektedir. İngilizler, Hintlileri İngiliz emperyalizmine zorlarken aynı zamanda Türkiye’nin self emperyalizm çabasını da uzaktan dikkatle takip ediyor ve laboratuvara dönüşen bu ortamda Hintliler ile Türkleri mukayese yapmayı istiyordu.
Bugün Hintlilerin bizim kadar atalarına düşman bir tavrı var mıdır acaba?
Gaziantep’te 23 Nisan şenliklerinde Mehter Marşı çalındığında bazı kişiler, güya saray kültürüne karşı çıktıklarını göstermek için çocuklara sırtlarını dönmüş, kendilerince protesto gösterisinde bulunmuşlardır. Bu hem geçmişimize hem çocuklarımıza büyük bir saygısızlık olmuştur. Bu ülkenin geleceği olan çocuklarımıza bu hareketin yapılması oldukça düşüncesiz ve seviyesiz bir davranıştır. Gaziantep’teki 23 Nisan şenliklerini Guiseppi Dinozetty Paşa izlemiş olsaydı o bile çocuklara bu saygısızlığı yapmazdı.
Fikir hürriyeti adı altında fikir köleliğine düşen ve daha sonra bu kölelik altında ezilen bu insanlar ikna kabiliyetinden ve fikir müktesebatından uzak oldukları için hazır eylem kalıplarını tekrar ederek bir kimlik inşa etme hastalığına düşmüşlerdir. Fikri zemini olmayan bu kişiler öz kültürlerine karşı şartlı reflekse dayanan davranışları ile var olabileceklerini sanan, fikrin gücünden değil eylemin basitliğinden beslenmeye çalışan zavallılardır.
Çağdaş olmak, modern olmak, dünya ile yarışmak, bir iddia sahibi olmak, dahası millet olmak her ülkenin hayalidir. Böyle iddiası olan milletler güçlerini geçmişten alarak geleceklerini kurarken binlerce yıllık serüvenlerinden de onur duyarlar.
Almanya iki cihan harbinde de iki defa yerle bir olmasına rağmen çok kısa süre içinde toparlanmış ve yine dünyanın en güçlü ülkelerinden birisi olmuştur. Bunu geçmişi suçlayarak değil, kendi öz kültürünün dinamiklerini harekete geçirerek başarmıştır.
Bugün çocuklara sırtını dönen zihniyet iktidarda olsaydı acaba bu çocuklara bugünden farklı ne gibi bir eğitim verebilirdi? Ya da bu eğitime rağmen bu gençler bu hâlde iken bu zihniyetin yetiştirmiş olduğu gençler nasıl olurdu, sorusunun cevabı insanı ürkütmektedir.
Finli Mimar Saarinen “Her bitki kendi kökünden beslenir, sanat da öyle” ifadesindeki sırrı bütün insanlık çözmüş ve kendi köklerinden hareketle çağdaş yenilikler oluşturma başarılarına elde etmiştir. Bu durumu görmeyen zihniyet acaba Türkiye’nin uzak geleceğini nasıl görebilir?
Türk sanat müziğinin büyük bestekârı, mütefekkiri Cinuçen Tanrıkorur, İşgale uğramış, işgalci devletin kontrolünde ve dilinde eğitim alan Tunus, Cezayir, Suriye hatta Afrika ülke halklarının hiçbirinin kendi musikilerine, kültürlerine bizimkiler kadar yabancı olmadığını dile getirerek bağımsız bir ülke olan Türkiye’mizin kendisine bu kadar yabancılaşmasına isyan etmiştir.
Ruhsuz, köksüz bu zihinsel yapının Türkiye’nin geleceğini inşa edebileceği ve onu sağlam temeller üzerine oturtacağı bir zemin bulunmamaktadır. Bu travmalı duruşun tedavisi de yoktur.
Kendisine yeni ata bulmaya çalışan Aşk-ı Memnu’nun kahramanı Bihter zihniyetliler yüzünden ülkemizde hakiki bir muhalefet oluşmamış bu da ülkemizde var olan sorunları daha da derinleştirmiştir.