Hep yaş almışlar, yaşça küçüklerine hayat dersi vermez ya...
Bir yetişkinin de bir çocuktan hayat dersi alabileceğini kanıtlayan harika bir metin okudum. İnternette şu sıralar ‘en çok okunanlar arasında’. Trend yani. Aynı interneti alt üst ettim ama kaynağını, daha doğrusu esas anlatıcıyı, yazarı ne yazık ki bulamadım.
Bilen varsa, kaynak da göstererek [email protected]’a yazsın lütfen; memnuniyetle bu köşeden duyururum.
Şimdi: Önce kısa alıntı; sonra benim, sizin, bizim hayatımıza bir iki gönderme.
‘Belki de olay varsaydığımız gibi değildir!’ diyebileceğimiz durumlar üzerine...
★★
Anlatıcı bir anne...
Otuzlu yaşlarında isimsiz bir kahraman...
Diyor ki:
"Sanırım ben, nezaketle ilgili en büyük hayat dersini henüz yedi yaşındaki çocuğumdan aldım.
Geçen gün, akşam trafiğinde çok yavaş giden bir aracın arkasında takıldık. Gayriihtiyari ‘Neden böyle sürüyor bu?!’ diye söylendim. Kızgınlıkla tabii. Arka koltuktan oğlum gayet sakin bir şekilde dedi ki:
‘Belki de Japon balığını koruyordur anne, onun suyunu dökmek istemiyordur.’
Duraksadım. Japon balığı mı? Ne yani?..
Ama sonra düşündüm. Belki de gerçekten öyledir.
Oğluma döndüm ve sordum:
‘Sence başka ne olabilir?’
‘Belki de en sevdiği dondurmayı yiyordur ve dökmemeye çalışıyordur.’
‘Evet!’ diye bağırdı heyecanla.
Sonra dedim ki:
‘Bir fikrim var, hadi bir oyun oynayalım. ‘Belki de öyledir’ oyunu.’ Birini bizim anlam veremediğimiz bir şekilde davranırken görürsek kötü bir şey yerine iyi bir şey olduğunu varsayalım. Ne dersin?’
Bir kez daha ‘Evet!’ diye bağırdı ve çok sevindi.
O günün ilerleyen saatlerinde marketteydik. Bir çocuk koridorda çığlık atıyordu. Eğildim ve oğluma fısıldadım:
‘Belki okulda zor bir gün geçirmiştir...’
Oğlum da bana fısıldadı:
‘Belki en sevdiği oyuncağı kırılmıştır...’
Birbirimize baktık, gülümsedik ve yürümeye devam ettik.
O gece, oğlum yatağına sokulurken birden dedi ki:
‘Anne, ‘Belki de öyledir’ oyununu çok sevdim. Hep oynayalım olur mu?’
‘Tamam, ikimizden biri dilediğimizde her zaman oynayabiliriz” diye cevap verdim.
O an kalbim sanki üç kat büyüdü.
Çünkü dürüst olmak gerekirse yaşamak istediğim dünya böyle bir yer.
Çocukların özellikle şöyle düşündüğü bir yer:
-Belki kaba değildir, sadece kötü bir gün geçiriyordur...
-Belki kötü değildir, zorlanıyordur sadece...
-Belki sinir bozucu değildir, sadece sevilmeye ihtiyacı vardır...
Hepimiz başkaları hakkında varsayımlarda bulunuruz. Başkaları da muhakkak bizim hakkımızda varsayımlar geliştiriyordur. Öyleyse neden ‘iyi varsayımlarda’ bulunmayalım?
Çünkü bunu yaptığımızda bizim davranışlarımızı -sözlerimizi değil, davranışlarımızı- izleyerek büyüyen çocuklarımız, başkalarına karşı daha şefkatli olurlar ve insanların içindeki iyiliği ortaya çıkarmak için kazı yapmayı göze alırlar.
Aynı şeyi başkaları da bizim çocuklarımız için yapar o zaman, emin olun!”
★★
Burda duralım...
Benim, sizin, bizim hayatımıza bir göz atalım tam bu kavşakta:
-Her sabah asansörde karşılaştığımız o adam; belki suratsız biri değildir, sadece biraz çekingendir. Biz bir kez değil de birkaç kez ona doğru adım atarsak yumuşar, gülümser belki...
-Hep bize aykırı gelen haberleri veren, hep çok itici bulduğumuz o sunucu; kanalının dayatmasıyla, yayın tarzına uymak zorunda olduğu için öyledir belki. Belki başka bir kanalda, başka bir program sunsa onu çok severiz...
-Bir türlü yıldızımızın barışmadığını düşündüğümüz o öğretmen ya da o müdür; katı ve sevimsiz görüntüsüyle aslında bize zırh oluyordur, oluşturduğu sur duvarının içinde bizi korumaya çalışıyordur belki. Ya da belki henüz şefkatle tanışmamıştır, o günü bekliyordur, o gün bu gündür belki...
-Hiç hoşlanmadığımız şu sporcu; belki bizim takımımızda oynamadığı, hatta bizim takımımızın kaybettiği maçta yıldızlaştığı için onu sevmiyoruzdur. Bize gelse kahramanımız olur belki...
-Nefret ettiğimiz şu sivri dilli politikacı; bizim savunduğumuz görüşün sözcüsü olsaydı -aynı tarzıyla hem de- ona bayılırdık belki...
Dahası vardır, uzatabiliriz...
★★
Belki de öyledir işte!
Belki ‘bütün belkiler kuvvetle muhtemeldir’...
Denedik mi? Pollyanna olmak arada bir değil de çoğu kez iyi sonuç veriyordur belki.
Kim bilir?