"Bazı hocalar sadece ders anlatmaz, hayatınıza iz bırakır."
Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ve biz henüz birinci sınıftaydık. Akademik hayatın ritmine alışmaya çalışırken, önümüzdeki en zorlu derslerden biri “İlkçağ Tarihi” olarak karşımıza çıktı. Kazılar, buluntular, katmanlar, yerleşim yerleri ve o yerlerde çalışan bilim insanları… Ezber isteyen, yoğun ve karmaşık bir dersti.
Açık konuşmak gerekirse, sınıfın büyük bölümü için Osmanlıca’dan sonra en çok çekinilen dersti bu.
Ama bu zorluğun karşısında bir şansımız vardı: Dersimize Alpaslan Ceylan hocamız giriyordu.
Alpaslan Hoca, dersini sade, anlaşılır ve akıcı bir Türkçeyle anlatırdı. Onu dinlemek, sanki bir arkeoloğun kazı alanında dolaşmasına tanıklık etmek gibiydi. Kitaptan okuduğumuz birçok bilgi, hocamızın anlatımıyla can bulur, zihnimizde yer edinirdi.
Fakat beni en çok etkileyen, verdiği dönem sonu ödevi oldu. Alpaslan Hoca, bizden sadece kitap bilgisi istemedi. Her birimizden, kendi yaşadığımız şehirdeki ya da bölgemizdeki İlkçağ yerleşim yerlerini araştırmamızı, o alanları bizzat ziyaret edip fotoğraflar çekerek ödevimizi tamamlamamızı istedi.
Ben de bu vesileyle ilk kez Tufanç, Pulur ve Karaz kültür yerleşimlerini gördüm. Belki de o gün bugündür, tarihe sadece kitap sayfalarından değil, yaşadığım coğrafyadan bakmayı öğrendim. İşte İlkçağ dersinin bize kattığı en büyük değer buydu. Ve bu değerin mimarı, hiç kuşkusuz Alpaslan Ceylan hocamızdı.
Zamanla hocamızın bazı derslerde bulunamadığı olurdu. Çünkü kendisi hem birçok kazıya katılan hem de kazı başkanlığı yapan bir akademisyendi. Teoriden pratiğe, sınıf anlatımından saha araştırmasına uzanan bir tarih yolculuğunun içindeydi hep.
Bugün ise hocamız, Manas Üniversitesi’nin rektörü. Sadece idari bir görevde değil; hâlâ bilimsel çalışmalar, makaleler, kitaplar ve uluslararası iş birlikleriyle adından söz ettiriyor. Bizler içinse o, akademik bir rol modelden çok daha fazlası: Bilgiye saygıyı, emeğe değer vermeyi ve tarihle kurulan kişisel bağın önemini gösteren bir yol gösterici.
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu içtenlikle söyleyebiliyorum:
Bazı dersler biter, bazıları ise ömür boyu sürer.
Alpaslan Ceylan hocamızın bize anlattığı İlkçağ dersi, işte tam da böyle bir dersti.