Bugün güneş açtı. Bahar geldi sandım.
Yalancı baharmış.
Yarın yine güneş inine girecek, bulutlar kaplayacak her tarafı. Yine yıkılacağım. Bir daha üzüleceğim.
Ancak gökyüzüne bakmaktan asla vazgeçmeyeceğim.
Postacıya kapıyı şimdi kapattım. Bir sürü zarf tutuşturdu elime. Telefon faturası, kredi kartı ekstreleri, küçük kardeşimin son deneme sınavının sonuçları, bir tane de sarı zarf.
Senin el yazınla adımın yazılı olduğu pembe zarftan eser yok!
Sarı zarf askerlik şubesinden gelmiş. Beni çağırıyorlar. Senden önce davranmışlar. Oysa beni çağırmak için senin acele etmeni beklerdim. Gideceğim.
Sen çağırıncaya kadar beni, nerede olmam gerekiyorsa orada olacağım.
İyi ki cep telefonu var. Hep böyle söylerdik.
Yanılmışız!
s e n o l m a y ı n c a o l m u y o r
Sadece sana özel melodi çalmadıktan sonra, olmasa da olurmuş.
Bugün on iki kere çaldı telefonum. Sekizi hâl hatır sormak için. Bir tanesi yanlış aradığını anlayıp özür diledi. Bir tane de iş başvurusu cevabı geldi. Görüşmek için çağırıyorlar. Sen burada olsan çok sevinirdik. Özenle hazırlar beni, tutar elimden götürürdün.
Gitmeyeceğim. Tek başıma ne anlamı var.
En son sevmediğim biri aradı, meşgule düşürdüm telefonu, anlamadı tekrar aradı, açmadım.
Sen olsan kızardın. Yoksun!
Senin aramanı bekliyorum. Meşgul edemem telefonu.
Bir haftadır keyfim yok. Sen ve mutluluk arasında artık anladığım bir ilişki var.
Olmayınca olmuyor.
Senin varlığınla yaşamak arasında gidişinin bellettiği bir bağlantı var.
Kesin öğrendiğim son şey ise gururla aşk yan yana durmuyor.
O zaman cep telefonum bir işe yarasın, değil mi?
Postacıya senin adının yazılı olduğu zarfı ben versem olmaz mı?
E hadi ama bir sulh yolu bulalım da, iki de bir yalancı çıkıp yüzü kızarmasın baharın.