Çok değerli iş insanı -ama her şeyden önce gönül dostu- Ersen Çelik anlatmıştı:
“Arabanın sileceklerini değiştirmem gerekiyordu. İzmit Sanayi Sitesi’ne girdim ve gözümün iliştiği ilk aksesuarcının önünde durdum.
Hava yağmurlu, silecekler açıktı. Dükkânın önünde rafları düzenleyen esnaf beyefendi ‘Silecekler mi abi?’ dedi. Çıkan o rahatsız edici sesten çakmıştı vaziyeti. ‘Mümkünse ses yapmayanından olsun’ dedim.
‘O zaman şu markayı vereyim, en kalitelisi’ dedi.
Hemen taktı, denedik ve camda su gibi kayıyordu silecekler. Bu sessizliğe gerçekten ihtiyacım varmış; ama aslında konumuz silecekler değil.
Dükkâna girince beni karşılayan duvarın bize söylediklerini anlatacağım size. Çünkü çok güzel, çok naif, çok bereketli ve çok nadide bir esnaflığa şahitlik ettim…
Önce üzerinde yazılanları tek tek okuduğum duvarın fotoğrafını çektim ve ‘Geri gelen malı alınız, onda bereket vardır’ lafzının ne anlama geldiğini sordum esnaf beyefendiye...
Kısa sohbetimiz şöyle başladı ve bitti: ‘Bazı müşteriler bazen fazladan alıyorlar. Ya da aldıkları parçayı kullanmıyorlar. Belki işlerini görmüyor. Geri getirdiklerinde hiç sormadan sattığımız değerden alıyoruz. Bazen bir yıl sonra getiren de oluyor…’
‘Peki bereketi nedir bunun?’
‘Bereket sensin abi. Geldin müşterimiz oldun. Bizi gördün. Tanış olduk. Bereket işte budur!’
Anlattığım ticarethane İzmit Sanayi Sitesi’nin Batı girişine yakın Fidan Ticaret Oto Aksesuarcı. Çok büyük değil, 8-10 metrekare belki de. Tabelasına baktım, 1973 yılında açılmış. Neredeyse 50 yılı devirmiş bir işletme. Yarım asırdır buradalar. Demek ki zaman da berekettir. Müşteri de mal da çalışan da berekettir…”
★★
Düşünün ki sevgili okurlarım; birçok ünlü marka, son birkaç yıldır iade ve değişim işlemlerini, bir CS (customer service/müşteri hizmetleri) ritüeli olmasının ötesinde doğrudan PR (public relation/halkla ilişkiler) enstrümanı olarak da kullanıyor.
Diyeceksiniz ki bu İngilizce kısaltmalar, açılımlar niye?
O da olayı sırf İngilizce terminolojiden ibaret sanan büyük (?) işletmelere satır arası mesajımız olsun; yoksa biz terminolojiyi bilsek ne bilmesek ne?!
Tenzih ederim; doğru düzgün iş yapan, ahlaki ve etyik değerleri gelişkin büyük işletmelerin önemli kısmı da müşteri memnuniyeti için tanıtım ajanslarına, iş geliştirme danışmanlarına dünyanın parasını ödüyorlar. Üstüne bir de reklam masrafı yapıyorlar. Bu hizmetleri kötü niyetli kılcallarca suistimal edilmesin diye de kılı kırk yarıyorlar.
Oysa Ersen beyin güzel anlatımıyla öğreniyoruz ki İzmit’te bir oto aksesuar esnafı, bu hizmeti 50 yıldır ilke edinmiş ve özlü söze dönüşen bir yazıyla duvarında ilan etmiş: ‘Ben müşterime güveniyorum!’ demiş; keza Peygamber Efendimizin güzel ahlakıyla da ticaret anlayışını perçinlemiş: ‘Bizi aldatan, bizden değildir!’
Ah, bu nasıl güzel, ne denli insanî, ne kadar mânidâr ve nasıl da nadir değil mi?
Altı üstü bir silecek almaya gitmiş Ersen bey ve fakat esnaflığı da güzel ahlakı da aynı mekânda görüp çıkmış; ne iyi ki bunu yazarak bize de aktarmış. Eminim, hayata dair anların ve anlayışların bu güzel örneğini okurlarımla paylaştığım için bana kızmayacaktır.