Günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay, doğru bilgiye ulaşmak ise her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bir tuşa basıyor, saniyeler içinde dünyanın öbür ucunda yaşanan bir olaydan haberdar oluyoruz. Ancak karşımıza çıkan her bilginin doğru olduğunu söylemek mümkün mü?
Elbette hayır!
Bu sabah Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen “İletişim Yüzyılı: Güçlü İletişim, Etkin Kamu” eğitim programının açılışına katıldım. Erzurum’da iki gün sürecek programda dezenformasyonla mücadeleden yapay zekaya, CİMER uygulamalarından kurumsal itibar yönetimine kadar pek çok konu ele alınacak.
Programın ilk gününde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Uzman Yardımcısı Sena Uluğbüke Eroğlu tarafından dezenformasyonla mücadele eğitimi verildi. İnteraktif şekilde gerçekleştirilen eğitimde dezenformasyonun amaçları ve türleri, mezenformasyon ve malenformasyon kavramları ile yanlış bilgilerin tespit edilmesine yönelik önemli ipuçları paylaşıldı.
Sayın Eroğlu’nun sunumunda özellikle sosyal medyada karşılaştığımız haberler konusunda aceleci davranmamamız, bilgilerin kaynağını araştırmamız ve doğruluğunu teyit etmemiz gerektiğine ilişkin uyarıları dikkatimi çekti.
İşte tam da o sırada zihnimde bir atasözü yankılandı; “Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık!”
Yüzyıllar önce söylense de günümüzü anlatan anlamlı bir söz....
Aceleyle yapılan işlerin çoğu zaman beraberinde hata getirdiğini hepimiz biliriz. Düşünmeden verilen kararlar, araştırılmadan atılan adımlar ve sabırsızlıkla söylenen sözler, insanı çoğu zaman pişmanlıkla baş başa bırakır. Bugün sosyal medyada yapılanlar bundan farklı değil.!
Önümüze bir haber düşüyor. Başlığı çarpıcı, içeriği şaşırtıcı, iddiası dikkat çekici… Daha ne olduğunu anlamadan paylaşıyoruz. Kaynağını araştırmıyor, başka mecralarda doğrulanıp doğrulanmadığına bakmıyor, bazen de yalnızca kendi düşüncemize uygun olduğu için inanıyoruz.
Yanlış olduğunu bile bile!
Sonra o bilgi, bizim paylaşımımızla başka insanlara ulaşıyor. Onlar da sorgulamadan bir başkasına ve milyonlara... Derken gerçekliği kanıtlanmamış bir iddia, toplumun gündemini belirleyen bir habere dönüşebiliyor.
Paylaş tuşuna basmak saniyelerimizi alırken, yanlış bir bilgiyi düzeltmek aylar yıllar alabiliyor...
Bir insanın itibarı zedeleniyor, bir kurum haksız yere zan altında kalıyor, toplumda korku ve güvensizlik oluşuyor. Bazen de telafisi mümkün olmayan zararlar ortaya çıkıyor.
Bütün bunların temelinde çoğu zaman aynı alışkanlık yatıyor: Doğrulamadan inanmak, düşünmeden paylaşmak!
Her duyduğumuz doğru değil. Dezenformasyon, yani kasıtlı olarak yanlış ya da yanıltıcı bilgi yayılması, günümüzün en önemli sorunlarından biri. Bunun yanında, yanlış bilgilerin kasıt olmadan yayılması da toplumsal açıdan ciddi sonuçlar doğurabiliyor.
Bir de doğru bilgilerin, insanlara zarar vermek amacıyla kullanılması söz konusu. Bilgi kirliliği farklı biçimlerde karşımıza çıksa da çözümün ilk adımı değişmiyor: Sorgulamak ve doğrulamak.
Bir haber gördüğümüzde kendimize birkaç basit soru sormalıyız;
Bu haberin kaynağı kim?
Bilgi güvenilir mi?
Başka kaynaklar da aynı olayı doğruluyor mu?
Görsel gerçekten anlatılan olayla mı ilgili?
Haber güncel mi, yoksa eski bir olay yeniden mi dolaşıma sokuluyor?
Bu sorulara cevap aramak için iletişim uzmanı olmaya gerek yok. Biraz dikkat, biraz sabır ve sorumluluk duygusu yeterli. Üstelik bu sorumluluk yalnızca gazetecilerin, kamu kurumlarının ya da sosyal medya platformlarının değil, hepimizin sorumluluğudur.
Bazen en doğru davranış, hiçbir şey yapmadan önce beklemektir. Çünkü aceleyle atılan bir adımın bedeli ağır olabilir. Bir tıkla yayılan yanlış bilgi, bir insanın hayatını etkileyebilir, bir toplumun huzurunu bozabilir.
Sözün özü, atasözlerimiz bugün de bize yol gösteriyor. Teknoloji değişiyor, iletişim araçları gelişiyor, bilgiye ulaşma yöntemleri farklılaşıyor ama insanın acelecilikten kaynaklanan hataları değişmiyor.
Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık! Öyleyse gelin, sosyal medyada gördüğümüz her bilgiye hemen inanmayalım. Paylaşmadan önce araştıralım, sorgulayalım, doğrulayalım.
Bir anlık sabır, uzun bir pişmanlığı önleyebilir.