Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Şeyh Gâlip
(Kendine iyi davran, kendini iyi tahlil et, âlemin özü; yaratılmışların göz bebeği olan insansın sen)
“Her ne varsa âlemde örneği var âlemde” anlayışı tasavvufun insana yaklaşımının en güzel örneğini oluşturmuştur. İnsanın iç dünyasının kâinat kadar geniş, yedi kat gökyüzü kadar derin olduğu anlayışı vardır. Tasavvufta yol alma süreci, insanın kendi iç yolculuğu olarak algılanmış, insan kendi iç derinliklerine girebildiği nispetinde kemâl yolculuğuna yaklaşmış olacağı dile getirilmiştir.
İnsanın dış ve iç âleme yolculuğunun giriş kapısını göz bebeği oluşturmuştur. Günümüz dünyasında göz bebeğinin gizemli yapısı hâlâ araştırılmakta, insana ait bazı sorunlar göz bebeğinin yardımı ile anlamlandırılmaya çalışılmaktadır.
1990’ların başında Amerika Birleşik Devletleri’nde bir iş adamının çocuğu fidye için teröristler tarafından kaçırılır. Baba da çocuğunun kurtarılması için Amerikan Polis Teşkilatı’ndan yardım ister.
FBI polisleri babadan; yaşadığından emin olmak için oğlunun bir fotoğrafını çekip göndermelerini fidyecilerden talep etmesini, sonra da fotoğrafı kendilerine getirmesini isterler. Adam oğlunun yeni çekilmiş fotoğrafına ulaştıktan sonra bunu FBI ’ya getirir. FBI yetkilileri bu fotoğraftaki çocuğun göz bebeğini yüzbinlerce kez büyüterek çocuğun fotoğrafını çeken fidyecileri ve hatta fidyecilerin bulunduğu mekânı teşhis eder, oraya operasyon düzenleyerek çocuğu kurtarır.
Bu olaydan yaklaşık beş yüz yıl önce Ahmet Paşa’nın kaleme almış olduğu “yazmışem” redifli gazelin bir beyti şöyledir: “Resmetmişem gözümde hayâlini gûyiya,/ Nakş-i nigâr-ı sagar-ı mercâne yazmışem”. Bu beyitte Ahmet Paşa, sevgilisini çok hayal ettiği için onun resminin gözbebeğine yansıdığını, içki içerken bu yansımanın göz bebeğinden mercan kadehe yansıdığını ve kendisinin sevgiliyi görür gibi içkisini yudumladığını ifade etmiştir.
Şairin yüz yıllar önce hayal ettiği durumu FBI teknoloji ile birlikte somutlaştırmıştır. Gerçek âşıkların göz bebekleri incelense onların düşündükleri, hayal ettikleri sevgililerinin suretini göz bebeklerinde görme ihtimali yüksek olacaktır. Çünkü gözün ruha, kalbe, beyne açılan bir penceresi bulunmaktadır.
Psikoloji alanında Nobel ödülü olmadığı için 2002 yılında kendisine ekonomi alanında Nobel Ödülü verilen Danıel Kahneman “Hızlı ve Yavaş Düşünme” adlı eserinde Psikolog Eckhard Hess’in insanın göz bebeğinin insanın ruhuna açılan pencere olarak tanımladığını ifade etmektedir.
Eckhard Hess yaptığı deneylerde düşünce ürünü olmayan, hazır bilginin tüketildiği, ezber bilgilerin tekrar edildiği, dahası beynin yorulmadığı ortamlarda göz bebeklerinin normal seyrinde ve büyüklüğünde devam ettiğini, insanın çözdüğü problemler zorlaştıkça, zor konulara girildikçe göz bebeklerinin de büyüdüğünü gözlemlemiştir.
Göz bebeklerimizin beynimizle de bağlantısı bulunmaktadır. Beynimiz aktifleştikçe gözbebeklerimiz beynimizle uyum sağlamaktadır. Bu şartlarda insanların derin düşüncelere, fikir çatışmalarına, analizlere girdiğinde göz bebekleri de hareket hâlinde olmakta ve büyüyerek beyne eşlik etmektedir. İnsanlar aynı şekilde korktukları, strese girdikleri, panik yaşadıkları anlarda da göz bebekleri büyümektedir.
İnsanlar bir işe emeklerini kattıklarında işçi, tecrübelerini kattıklarında usta, yaratıcılıklarını kattıklarında sanatkâr olurlarmış. Yaratıcılığa, yeniliğe, farklı bilgilere gitmek için gözbebeklerimizi büyütmemiz, yani beynimizi yormamız, farklı ve yaratıcı fikirlerin peşinden koşmamız gerekmektedir.
Gözbebeklerini büyütmeyen, yani derin düşüncelere dalmayan, fikir üretmeyen kişilerin işlerinde farklılık göstermeleri imkânsız olmaktadır.
Halkımız zor, ince işler için “göz nuru” tabirini kullanmış, gözün biyoenerji gücünü bildiği için göze gelmekten (nazara gelmekten) korkar olmuştur. Yine sarhoş olanların gözleri kanlandığı için onlara “kafası demli” (hamr, kırmızı içkili) diyerek gözden hareketle sarhoş hâlini teşhis etmişlerdir.
İnsanın göz bebeği tasavvuftaki iç ve uzun yolculuğunun kapısı, Eckhard Hess’ın dediği gibi insan ruhunun penceresi, şair için ise kalbindekinin göz bebeğine yansıdığı yer olmuştur.
Şeyh Galip insanı kâinatın göz bebeği olarak görmüş, kâinatın göz bebeği olan insanın özünü de insanın göz bebeği oluşturmuştur.